Hıristiyanlık 1

Hıristiyanlık I

Giriş : Kavram Olarak Hristiyanlık
Kelime Anlamı: Hristiyanlık kelimesinin kökü Grekçe “khristos” kelimesine dayanmaktadır. İbranice’deki “maşiah”ın karşılığı olarak Grekçe’de kullanılmakta ve
Hz. İsa’nın sıfatı olarak “mesih” anlamını ifade etmektedir. Türkçe’de kullandığımız Hristiyanlık kelimesi ise Batı dillerindeki “Christianisme”in karşılığıdır. Khristianos adı muhtemelen Antakya’daki putperestler tarafından verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in Hristiyanlığı ifade etmek için kullandığı “nasârâ” kelimesi ise, yaygın olan kanaate göre Hz. İsa’nın doğum yeri olan Kudüs yakınlarındaki “Nâsıra” kasabasına istinâden kullanılan bir isimdir. Hz. İsa bütün hayatı boyunca “Nâsıralı” adıyla anılmıştır.

Hristiyanlar için bunların dışında başka isimler de kullanılmaktadır. Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür: Şâkirtler, Kardeşler, Azizler, İnananlar, Seçilmişler, Çağırılmışlar, Kilise, Fakirler, Dostlar, Celileliler.

Terim Anlamı: Hristiyanlık, Hz. İsa’ya ve İncil’e tâbî olan tüm Hristiyanların dinine verilen genel bir isimdir. Katolik, Ortodoks ve Protestan kiliselerinden teşekkül
eden üç büyük mezheple daha küçük çaptaki birçok mezhep ve tarikattan meydana gelen çeşitli cemaatlerin tümünün üst isim olarak kullandıkları bir terimdir. Hristiyan isminin Hz. İsa zamanında kullanılmadığı kesindir. Çünkü Hz. İsa’nın dünyadan ayrıldığı tarih 30
yıllarıdır. O dönemde genellikle şakirtler, kardeşler, inananlar gibi isimler kullanılmıştır.

Tarihsel Gelişimi
Hangi isimle anılırsa anılsın Hristiyanlık her şeyden önce İsa Mesih anlayışı üzerine temellenen bir inanca sahiptir. Ana fikri Yeni Ahid’de bulunan bu inanca göre İsa Mesih hem Tanrı’nın Oğlu, hem de insanlığın kurtarıcısıdır. Tanrı insanlığı günahtan kurtarmak üzere biricik oğlunu yeryüzüne göndermiştir.

Hz. İsa
Doğumu
İncillere göre Hz. İsa’nın doğumu: Hz. İsa’nın doğumuna dört İncilden sadece Matta ve Luka’da yer verilmekte ancak her iki İncil’de de bu olay farklı olarak  anlatılmaktadır.
Batı Hristiyanlığında 25 Aralık, Doğu Hristiyanlığında ise 6 Ocak günleri Hz. İsa’nın doğum günleri olarak kutlanmaktadır.

Teologlara göre Hz. İsa’nın doğumu: Hristiyan ilahiyatçıları da Hz. İsa’nın doğumuyla ilgili net olmayan, tahmînî ve dolaylı bazı tarihler vermektedirler. Ritüel kitaplarında aynı zamanda ilâhî olarak da söyledikleri bir pasajda şu bilgiler yer almaktadır:

Dünyanın yaratılışından yüzyıllar sonra; Tufan’dan uzun zaman sonra; İbrahim’in doğumundan iki bin yıl sonra; Musa’dan bin beşyüz yıl sonra; Kral Davut’tan yaklaşık
bin yıl sonra; Daniel’in peygamberliğinin yetmişbeşinci yılında; Yüz doksan dördüncü Olimpiyat’ta; Roma’nın kuruluşunun yediyüz elli ikinci ve Imparator Octave
Augustus’ün kırk ikinci yaşında ezelî Baba’nın Oğlu ezelî Tanrı İSA-MESİH Yahuda’nın Betlehem (Kudüs) şehrinde Bakire Meryem’den doğdu. Hz. İsa’nın doğumu konusunda ne yıl olarak, ne de gün olarak net bir kanaate varılabilme imkânı yoktur. Batı
Kilisesi’nin kabul ettiği 25 Aralık günü muhtemelen antik Roma’nın pagan kutlamalarına dayandırılmış, Doğu Kiliseleri’nin kabul ettiği 6 Ocak tarihi ise, yine muhtemelen Hristiyanlık öncesi Grekler arasında kutlanan ve Zaman’ın doğumu manasına gelen Aion’un kutlandığı tarihin yerine konulmuştur.

Çocukluğu ve Gençliği
Hz. İsa’nın çocukluğu hakkında pek fazla bir şey bilinmemektedir. Çocukluğu, kendisinden önce hiçbir şöhreti olmayan ve aynı zamanda doğum yeri olan Galile eyaletinin Nâsıra kasabasında geçmiştir. Hz. İsa’nın erkek ve kızkardeşleri bulunduğu ve kendisinin en büyük çocuk olduğu tahmin edilmektedir. Hem havari hem de Hz. İsa’dan sonra havarilerin reisi olan Yakub’un onun kardeşi olduğuna dair rivayetler ve kanaatler ağır basmaktadır.

Göreve Başlama
Hz. İsa görevine 30 yaşından sonra başlamıştır. Bir süre sonra da etrafında havarileri oluştu ve tebliğinde ona yardımcı oldular.

Havariler
Kelime anlamı “Beyaz giyinenler, insanların ruhlarını din ve ilimle arıtanlar” demektir. Tebliğ faaliyetinin başında Hz. İsa oniki kişiyi seçmiş ve bunlara havarî ismini vermiştir.

Mucizeleri
Hz. İsa’nın, tebliğini yaparken en sık başvurduğu konulardan birisi mucizedir. Onun hayatı adeta mucizelerle özdeşleşmiştir. İncilleri bu açıdan taradığımızda onun kırka yakın mucizesinden bahsedildiğini görürüz. Hz. İsa bu mucizelerle havariler üzerinde büyük bir etki göstermiş, aynı zamanda birçok kimseyi inandırarak kendine çekmiştir. İlk mucizesini Kana’da düzenlenen bir evlenme merasiminde ev sahibinin bardağında şarabı tükenince suyu şarap yaparak göstermiştir (Yuhanna 2: 9).

Son Ayları
Hristiyanlar Hz. İsa’nın hayatının son aylarına “passion” adını verirler. Çünkü bu aylar onun insanlık adına çektiği acıların toplandığı aylardır.Özellikle Kudüs’de çok muhalifi vardı ve oraya gitmenin kendisi için çok tehlikeli olacağını da biliyordu. Ancak bununla beraber tebliğini Kudüs’de yapmakta kararlıydı. Yani o, kendi hayatını feda ederek, başkalarını kurtarmak için dünyaya gelmiş olduğunu söylüyordu. Kudüs’te geçirdiği ilk günlerde halka tebliğini yaptı. Geri kalan zamanlarında da şehrin doğusundaki Bethanya’da derin düşüncelere dalar ve dua ederdi.

Hz. İsa’nın bu faaliyetleri karşısında büyük bir endişe duyan Yahudilerartık onu durdurmanın zamanının geldiğine ve onu ortadan kaldırmaktanbaşka çare olmadığına karar verdiler. M.S. 30 yılında Yahudilerin en yüksekmahkemesi olan Sanhedrin tarafından Tanrı’ya küfretmekle suçlanıp, ölüm cezasına çarptırıldı.
Yahudi din adamları Roma valisi Pontus Platus’a başvurup, Hz. İsa’yı çarmıha gerdirerek idam ettirdiler. Bütün bu olanları talebelerine önceden bildirmiş olan Hz. İsa ise, öldürüldükten sonra üçüncü gün Tanrı’nın gücüyle tekrar dirildi ve kırk günlük bir süre boyunca birçok kişiye göründü ve sonra dünyayı terkederek göğe yükselip Baba’nın sağ yanına oturdu. Kıyamete yakın tekrar yeryüzüne inip, bütün dünyanın Tanrı’nın Krallığı’na boyun eğmesini sağlayacaktır.

Kur’an’a Göre Hz. İsa
Hz. İsa’nın İncillerden sonra en fazla sözkonusu edildiği kitap Kur’an’dır.
Kur’an’da Hz. İsa onbeş surede doksanüç ayette ismi veya bir sıfatı ile zikredilmektedir. Bu ayetlerde doğumunun müjdelenmesi, dünyaya gelişi, tebliği, mucizeleri, dünyevi hayatının sonu ve Allah katına yükseltilişi ele alınmaktadır. Kendisine Allah tarafından kitap verildiği, İsrailoğullarına gönderilen bir peygamber olduğu, Tevrat’ı tasdik ettiği, bazı hususlarda onu neshettiği, kavmine namazı ve zekatı emrettiği vurgulanmaktadır. Ayrıca onun öleceğinden ve tekrar hayata döneceğinden söz edilmektedir. Ancak buradaki diriliş Hristiyanlıkta’ki gibi çarmıha gerildikten sonraki diriliş değil, kıyamet sonrası diriliştir. Çarmıha da gerilmemiştir. Böylece Hristiyanlık’ta önemli bir dini inanç olan, insanların günahına kefaret olmak üzere İsa’nın çarmıha gerilmesi hadisesinin İslâm’da kabul edilmediği görülmektedir. Kur’an’da ayrıca Hz. İsa’nın Allah’tan bir kelime oluşu, Allah’tan bir ruh oluşu, peygamberliği ve mucizeleri, Ruhu’l-Kudüs ile te’yid edilmesi, Hz. Muhammed’i müjdelemesi konularına yer verilmektedir. Hristiyanlık’ta temel inanç esaslarından olan uluhiyetin bedenleşmesi, İsa’nın çarmıha gerilmesi dolayısıyla kurtuluş fidyesi oluşu Kur’an tarafından reddedilmektedir. Hz. İsa’ya hamile kalması, doğum süreci ve iffetli bir kadın olması gibi özellikleriyle anesi Meryem’e de çok önemli şekilde yer verilmektedir.

Hristiyanlığın Yayılışı
Hristiyanlığın yayılmaya başladığı tarihi M.S. 30 yılına kadar götürmek gerekir. Dünya dinleri içerisinde yayılışı en maceralı olan ve en uzun süren din belki de Hristiyanlık’tır. Hz. İsa’nın yaklaşık üç yıllık tebliğ döneminde sadece kendisini anlatmaya çalıştığı,
yayılmanın havariler gibi belirli sayıda insanların ona inanmasıyla sınırlı kaldığı, hiçbir yerleşim alanının toplu olarak Hristiyanlığa geçmediği genel kabul görmüş bir
husustur. Onun dünyayı terketmesinden sonra devreye havariler girmiş ve farklı bölgelere giderek kendisinden tevarüs ettikleri öğretileri yaymaya çalışmışlardır. Daha
sonra Pavlus’un sahneye çıkması havariler dönemini Pavlus öncesi dönem, Pavlus dönemi ve Pavlus sonrası dönem diye üçe ayırmayı gerektirmektedir.

Pavlus Öncesi Dönem
Yeni Ahid’in Resullerin İşleri kitabının ilk bölümlerinde ve Pavlus’un mektuplarında Pavlus öncesi dönem canlı bir şekilde ele alınmaktadır. Bu metinlerden anlaşıldığı kadarıyla yeni hareketin merkezini Kudüs oluşturmaktadır. Havarilerin isimleri sıralanırken hep en başta yer alan Simun Petrus’un Pavlus öncesi dönemde yayılma konusunda en etkili isim olduğu anlaşılmaktadır. Yeni Ahid’de Pentikost gününde onun konuşmasını dinleyen 3000 kişinin Hz. İsa’ya inanıp vaftiz oldukları belirtilmektedir. Bu ihtida olayından sonra Petrus, ilk Mesih topluluğunun en büyük önderlerinden birisi olmuştur. Kral I. Hirodes zamanında hapse atılmış, mucizevî bir şekilde hapisten kurtulmuş ve 57 yılında Roma’ya gitmiştir. Orada 60 yılında Yeni Ahid kitapları içerisinde yer alan 1. ve 2. mektuplarını yazmıştır. 64 yılında ise imparator Neron’un emriyle baş aşağı çarmıha gerilerek öldürülmüştür.

Pavlus Dönemi
Hz. İsa’nın talebelerinin azılı düşmanları vardı. İlk talebelerin en azılı düşmanlarından biri de Tarsuslu Saul (veya Romalı adıyla Pavlus) idi. Soylu bir Yahudi ailesinden gelen ve annesinin babasının Roma vatandaşlığı ayrıcalığına sahip olan Pavlus, M.S. 5-15 yıları arasında Tarsus’ta dünyaya gelmiştir. O, Ferisîler diye bilinen en tutucu Yahudi mezhebine bağlıydı. Hz. İsa uğruna ilk şehid olan İstefehan’ın taşlanmasına katılmıştır. M.S. 33 yılında Hz. İsa’nın Şam’da bulunan talebelerini tutuklamak üzere yahudilerin dinî önderi olan başkâhin tarafından görevlendirilmiştir. Fakat Şam’a doğru giderken, Hz. İsa’nın görüntüsü ile karşılaşıp, ona iman etmiştir. Bu imanın ardından vaftiz olmuş ve Şam’da Hristiyanlığı yaymaya başlamıştır. Pavlus’la Barnaba Antakya’da Hristiyanlığı yayma konusunda çok başarılı oldular. Antakya’nın önemli bir ticaret merkezi oluşu sebebiyle hem Doğu’ya hem de  Batı’ya ilk yayılma buradan oldu.
Hristiyanlığı kabul edişinden sonra üzerinde durduğu iki konu vardır: Yahudi geleneğinin ilgası ve İsa’nın mesihliği. Mesihlik inancını kabul ederek evrenselci bir doktrini benimsemiştir. Yahudi şeriatının yerine “Tanrı’nın izzeti” ve “Tanrı’nın herkese ulaşabileceği” anlayışını koyarak bu evrensel mesajı desteklemiş görünür. Hristiyanlığın gentile topraklarında hızla yayılmasına vesile olan teolojik doktrin budur. Bu tarihten sonra Hristiyanlık hem coğrafya hem de doktrin olarak Filistin dışına taşacaktır.

Pavlus Sonrası Dönem
Pavlus’tan sonra Hristiyanlığın yayılmasında en önemli rolü ilk zamanlarda Pavlus’un ve havarilerin vesilesiyle Hristiyan olan kimseler, daha sonra da Kilise Babaları
üstlenmişlerdir. Birinci yüzyılın sonuna gelindiğinde Hristiyanlık, ilk ortaya çıktığı Kudüs şehrinden çok uzaklara yayılmıştı.Baskı ve zulüm o derece artmıştı ki, tebliğler ancak gizli saklıyapılabiliyordu. Hristiyanlık için adeta mağara devri başlamıştı. Ashab-ı Kehf o dönemi bu açıdan çok iyi bir şekilde sembolize etmektedir. İkinci yüzyılda bir taraftan Hristiyanlık yayılırken, diğer taraftan Mesela, Ebiyonitler, Gnostikler, Nâsıralılar gibi
bazı sapmalar da yaşanmaya başladı. Üçüncü yüzyıla gelindiğinde meşhur kilise babalarından İreneyus (130- 200), Tertulliyan (155-222), Kipriyan (200-258),
İskenderiyeli Klement (150-215) ve Origen (184-254)Hristiyanlığın yayılması için mücadele ettiler. İmparator Alexander Severus (222-235) ve Filip (244-249) dönemlerinde Roma hükümeti Hristiyanlara hoşgörüyle davrandı. 38 yıl boyunca rahat bir hayat geçirdiler. Fakat bundan sonra, imparator Dekyus ve Valeryan’ın
dönemlerinde yani 250-260 arası korkunç bir zulüm yaşandı. Üçüncü yüzyılın sonlarında meydana gelen en önemli olaylardan birisi, Gregor (Kirkor) adında bir Hristiyanın çabaları sonucu Ermeniler’in Hristiyanlaşmasıdır. Hristiyanlık tarihinde toplu olarak
Hristiyan olan ilk kavmin Ermeniler olduğu ileri sürülmektedir.

313 yılının Mart ayında imparator Konstantin Hristiyanlara tam özgürlük sağlamak, el konulan tüm ibadet yerlerini geri vermek ve uğradıkları tüm zararların karşılığını ödemek için olağandışı bir ferman çıkardı. O hoşgörüden yoksun çağda bu durum şaşılacak bir şeydi. Hristiyanlık bundan sonra artık Roma İmparatorluğu’nun her yerinde tam bir özgürlüğe kavuştu. Hemen ertesi yıl yani 325’te Hristiyanlık tarihinin ilk ekümenik konsili olan İznik Konsili toplandı ve daha sonraki yıllarda sık aralıklarla konsiller devam etti. 380 yılında ise imparator I. Teodosyus, Hristiyanlığın devletçe müsaade edilen tek
din olduğu şeklinde bir ferman çıkarıp, putperestliği yasakladı. Putperestler canlarını kurtarmak için devlet kilisesine akın ettiler. Artık devlet ve din tamamen birleşti. Roma devletinin uyruğu olmak isteyen herkes, devletin dinine inanmak zorundaydı. Batı’da Hristiyanlık, siyasi münasebetler, misyoner faaliyetleri ve bazen de zorla yayıldı. Bu yayılma devresi 11. Yüzyılda İskandinav ülkelerinin Hristiyanlaştırılmasıyla tamamlandı.
Hristiyanlık Doğu’da ortaya çıkan bir din olmasına rağmen, burada yayılmaya başlaması Batı’dan sonra olmuş ve ilk olarak Habeşistan’a girmiştir. 8. ve 9. Yüzyıllarda Hintli Hristiyanlar bir hayli çoğalmışlardır. Ancak Hristiyanlık, Hinduizm’e sıkıca bağlı olan Hintliler üzerinde fazla etkili olmamıştır. Çinde ise, 713-763 yılları arasında Hristiyanlığın tanıtılmasına izin verilmiştir. Ancak 9. ve 10. yüzyıllarda çeşitli baskılar nedeniyle
Çin’de Hristiyanların sayısı çok azaldı, fakat buna rağmen Hristiyanlık orada tamamen yok olmadı.

Kutsal Kitapları
Kutsal Kitap sözüyle Yahudilerin Eski Ahit ve Hristiyanların Yeni Ahit kitapları kastedilmektedir. Hristiyanlar Kutsallık noktasında Eski Ahit’e de büyük değer verirler. Zaten Eski Ahit isimlendirmesi deHristiyanlara aittir. Yahudiler bu isimlendirmeyi kabul etmezler.

Yeni Ahit
Hristiyanların kutsal kitap külliyatı olarak kabul edilen Yeni Ahit, 27 kitaptan meydana gelmektedir. Bunlar da kendi aralarında iki gruba ayrılmaktadır: Tarihi kitaplar: Matta, Markos, Luka, Yuhanna ve Luka tarafından yazıldığı ileri sürülen Resullerin İşleri kitaplarıdır. Ta’limi kitaplar: Pavlus’a ve havarilerden bazılarına ait 21 mektuptan ve Vahiy kitabından ibarettir. Bu 21 mektup şöyle tasnif edilebilir:
a) Pavlus’un 14 mektubu.
aa. Büyük Mektuplar.
bb. Hapishane Mektupları.
cc. Pastoral Mektuplar.
b) Diğer 7 mektup.
c) Vahiy.

İnciller: İncil kelimesinin aslı, Yunanca Evangelion’dur. Halk Yunancasında “getirdiği bir haberden ötürü bir şahsa verilen müjdelik, mükafaat” manasına gelir. Daha sonraki
zamanlarda “haber, müjde” manasına kullanılmıştır. Tarihî kitaplar denilen bu incillerden üçü yani Matta, Markos ve Luka gerek şekil ve gerekse konular itibariyle birbirine çok benzediği için “Sinoptik inciller” olarak  adlandırılmaktadır.
1. Matta incili,
2. Markos incili,
3. Luka incili,
4. Yuhanna incili.

İnciller arasındaki bazı çelişki ve tutarsızlıklar: İncillerin ilk yazılanı dahi Hz. İsa’nın yeryüzünden ayrılmasından 35 sene sonraya dayanmaktadır. Yeni Ahit’in günümüzde elde mevcut en eski nüshaları da Yunanca’dır ve bunların en eski iki nüshası şunlardır:
1. Sina Kodeksi (nüsha)
2. Vatikan Kodeksi

325’te yapılan İznik konsilinde kabul edilen incillere aynı zamanda Kanonik İnciller de denir ve sahih kitaplar anlamında kullanılır. Bunlar Matta, Markos, Luka ve
Yuhanna kitaplarıdır. İlk üç asırda yazılmış olan çok sayıdaki İnciller bir tarafa,
İznik konsili’nin de bire indiremediği dört İncil’i ele alalım. Kilise tarafından kanonik ve vahiy eseri sayılan bu dört İncil arasındaki fark sadece lafız ve ifade farkı olsa, bunların orjinal İncil’infarklı birer tercümesi olarak kabul edilmesi mümkün olurdu. Ancak aralarında büyük farklar, fazlalık veya noksanlıklar, hatta ihtilaf ve tenakuzlar vardır.

Barnabas İncili
Barnabas incili en son 17. yüzyıla kadar gelmiş, sonra kaybolmuştur. Barnabas, incilini kanonik incillerin ilkinden de önce yazmıştır. Barnabas, zamanının çoğunu Hz. İsa’nın 3 yıllık peygamberlik süresinde yanında geçirmiştir. Barnabas İsa’nın havarisidir ve Hz. İsa’dan bizzat duyularak yazılan tek incildir. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna gibi 4 incil sahibinin aksine, o Hz. İsa’yı görmüş ve öğretisini direkt ondan almıştır. Daha sonra 325 yılında toplanan İznik konsilinde mevcut olan 300 İncil 4’e indirildi. Bu 300 İncil arasında Barnabas İncili de bulunmaktaydı. Barnabas İncili burada yasaklanıp 4 incil
dışında İncil bulunduranların öldürüleceğine dair kanun çıkarıldı.

İnanç Esasları
Hristiyanlık’taki iman ikrarına giren esasların nelerden oluştuğu İncil metinlerinde açık bir şekilde yer almamakla beraber, bu prensiplerin ilk Havariler Konsili’nden
itibaren tespite başlandığı, son şeklini ise 4. ve 5. yüzyıllardaki konsillerde aldığı yaygın bir kanaat halindedir.

Teslis
Oniki maddeden oluşan bu iman esaslarının yanında Hristiyanlığın en önemli inançlarından birisi de “Teslis”tir. Hristiyanlara göre teslis, tek başına insan aklıyla değil,
ancak ilhamla anlaşılabilen bir sırdır. Bundan dolayı o, “izah edilmesi zor, fakat inanılması gerekli bir sır” olarak formülleştirilmiştir. Yıllarca hatta asırlarca süren tartışmalar sonunda teslis inancı “üç uknumda tek Tanrı”, “bir üçtür, üç birdir” gibi formüllerle ifade edilmeye başlandı. Şimdi “tek bir Tanrı’nın üç ayrı tezahürü” şeklinde tanımlanan “teslis”in unsurları şunlardır;

1. Baba: Hristiyanlık’ta Teslisin birinci unsuru Baba’dır. O, en mükemmel ve sonsuz saf bir ruhtur. Her şeyin yaratıcısı ve sahibidir. Sonsuzdur, her yerde vardır ve her şeyi bilir. Her şeyi görür, kimse onu göremez. O’nun özü sevgidir. Tanrı’nın özü, Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh Tanrı olarak görünürse de yine o birdir.

2. Oğul: Hz. İsa’nın bir yandan varlık öncesi yönünün vurgulanması diğer yandan ise Tanrı’nın ezelî ve ebedî kelâmı (logos) olarak kabul edilmesi, onun tanrılaştırılmasına giden kapıyı aralamıştır. Buna göre o, tanrı olarak yeryüzüne inmiş ve insanlar arasında dolaşmıştır. Baba ile İsa (Oğul) arasındaki fark 381’de İstanbul’da toplanan konsilde şöyle açıklanmıştır: “Tanrı Baba doğmamış, doğurulmamıştır. Oğlu İsa ise doğmuş, doğurulmuştur. Kutsal Ruh, Tanrı’dan çıkmıştır”.

3. Kutsal ruh: Kutsal Ruh Katoliklere göre hem Baba’dan hem de Oğul’dan, Ortodokslara göre ise, Oğul yoluylaBaba’dan çıkmıştır. Baba ile aynı cevherden fakat ayrı bir mahiyet olarak kabul edilmektedir. Baba’nın bütün kudret ve iradesini kendinde taşımaktadır. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh tek bir cevherde toplanmış üç ayrı şahıstır; hepsi de ebedidir. Baba Tanrı yaratıcı, Oğul Tanrı (İsa Mesih) kurtarıcı ve Kutsal Ruh da takdis edicidir.

Konsiller
Kilise hayatının ortaya koyduğu tüm problemleri çözmek ve tartışmak üzere bir araya gelen piskoposlara veya yüksek düzeydeki din adamları kuruluna konsil adı verilmektedir. Bir başka ifadeyle konsil, kilise yönetimidir.

Genel konsiller: Genel konsillere Ökümenik Konsiller de denir. Bu konsillerde kilisenin bütün temsilcileri bulunur. Genel konsiller papa tarafından davet edilerek toplanır.
Bizzat papa veya temsilcileri tarafından yönetilir. Bu konsillerde alınan kararların geçerli olabilmesi için bu kararların papa tarafından onaylanması gerekir. Hristiyanlık tarihinde 21 konsil bulunmaktadır. Bunların tümü Katolikler tarafından benimsenir. Ortodokslar ilk yedi konsili, Protestanlar ise Reform’a kadar olanları kabul eder.

1. I. İznik Konsili (325)
2. I. İstanbul Konsili (381)
3. Efes Konsili (431)
4. Kadıköy Konsili (451)
5. II. İstanbul Konsili (553)
6. III. İstanbul Konsili (680-681)
7. II. İznik Konsili (787)
8. IV. İstanbul Konsili (869-870):
9. I. Latran Konsili (1123
10. II. Latran Konsili (1139)
11. III. Latran Konsili (1179)
12. IV. Latran Konsili (1215)
13. I. Lyon Konsili (1245)
14. II. Lyon Konsili (1274)
15. Viyana Konsili (1311-1312)
16. Konstans Konsili (1414-1418)
17. Bale-Ferrare-Florance Konsilleri (1431-1442
18. V. Latran Konsili (1512-1517)
19. Trente Konsili (1545-1563)
20. I. Vatikan Konsili (1869-1870)
21. II. Vatikan Konsili (1962-1965)