Hz. Peygamber’in Ahlâki Şahsiyeti, Aile Hayatı, Siyasî ve Askerî Kişiliği

Hz. Peygamber’in Ahlaki Şahsiyeti
İslam dini, insanı saygıdeğer bir varlık olarak görür. Kur’an’da belirtildiğine göre insan, Yüce Allah tarafından hem beden hem de ruh yapısı bakımından en güzel şekilde yaratılmış, yerde ve gökte olanlar insanın buyruğu altına verilmiş, insanlar temiz gıdalarla rızıklandırılmıştır.

Sevgili Peygamberimiz kendisini, güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildiğini ifade etmiştir. Kur’an’da belirtildiğine göre Yüce Allah onu en güzel ahlâkla donatmıştır. Peygamberimizi görerek Müslüman olma şerefine erişen ashâbın bildirdiğine göre Sevgili Peygamberimiz hem fizikî hem de ahlâk yapısı itibariyle insanların en güzeli idi.

Fiziki Özellikleri ve Gündelik Hayatı

Peygamberimizin fiziki görünüşü yanında ahlaki özelliklerinin anlatıldığı edebi eser ve levhalara hilye denir. Hilye kaynaklarına göre Hz. Peygamber, uzuna yakın orta boylu idi. Başı, insanlar arasında hoş ve güzel sayılacak ölçüdeydi. Yüzünün rengi beyazdı. Gözleri siyah, kaşlarının arası az açıktı. Kirpikleri sık ve uzundu. Sakalı sık, omuz başları ve omuzlarının arası geniş, elleri ve ayakları itidal üzere idi. Saçı kumral olup hafifçe dalgalı idi. Peygamber Efendimiz, güler yüzlüydü. Dinleyenlerin eksiksiz anlayabilmelerini sağlamak amacıyla yavaş yavaş konuşur, daha iyi anlaşılabilmesi için de önemli konuları birkaç kere tekrarlardı. Zaman zaman insanları rahatsız etmeyecek hafif kokular kullanır, ikram edilen çiçekleri kabul ederdi. Gürültü çıkarmadan son derece dikkatli bir şekilde yürürdü, bakışlarıyla kimseyi rahatsız etmezdi. Dizüstü oturur, bağdaş kurar, bazen de uyluklarını karnına çekip ellerini dizlerinin üstüne bağlardı. Geceleyin yatarken, kendisine nimetler veren, ihtiyaçlarını gideren, evinde huzura erdiren Allah’a hamd eder, O’nun adını anarak uykuya yatar, uyandığında da yine Allah’a hamd ve şükreder, dönüşün O’na olacağını söylerdi. Temizliğe çok önem verir, özellikle ağız ve diş temizliğine dikkat ederdi. Her abdest alışında, o günkü şartlarda bir çeşit diş fırçası sayılan misvakla dişini temizlerdi. Estetiğe, tertipli ve düzenli olmaya önem verirdi.

İbadet Hayatı

Hz. Peygamber, Yüce Allah’a kulluğunda samimi idi. İbadetlerini huşu üzere, Allah’a gönülden bağlılıkla, samimiyetle ve sürekli olarak yapardı. Onun kulluğu, ihsan mertebesindeydi. Yani ibadetlerini, Allah’ı görüyormuşçasına yerine getirirdi. Gerçekten de o, namazda kendisini o denli Allah’a teslim ederdi ki, okuduğu Kur’an âyetlerinin anlamlarına göre duygulanır ve kendinden geçerdi.

Peygamber Efendimiz, zühd ve takva sahibiydi. Dünyevî ihtiraslardan uzak dururdu. Ebedî hayatın önemini aklından hiç çıkarmazdı. Her zaman ebedî olanı geçici olana tercih ederdi. Harama, günaha yaklaşmazdı. Allah’ın rızasına engel olacak davranışlardan kaçınırdı. Dünyalığa erişince taşkınlık göstermez, dünyevî kayıplara uğradığı zaman da ölçüsüz bir şekilde üzülmezdi, şükredilecek yerde şükreder, sabredilecek yerde de sabrederdi. Alçak gönüllülüğü en belirgin özelliklerindendir.

Hilmi, Sabrı ve Şükrü

Peygamber Efendimiz, yumuşak huyluydu, ağırbaşlı ve sabırlıydı; öfkesine galip gelir, intikam fikrinden uzak dururdu. Peygamberimiz, kadın-erkek, genç-yaşlı, zenginfakir herkese eşit davranır, kimseye ayrıcalık yapmazdı. Zira Yüce Allah, onu, kaba ve katı yürekli olmaktan uzaklaştırmış, insanları bağışlamayı, doğru yola ulaşmaları için onlara dua etmeyi öğretmişti. Peygamber Efendimiz, sabırlı olduğu kadar şükür sahibiydi de. Allah’ın ihsan ettiği sayısız nimetlere karşı şükretmeyi bir görev bilirdi. Çünkü Yüce Allah, kendisine şükredilmesini, nankörlük edilmemesini belirtiyor; şükretmenin, nimetlerin artmasına vesile olacağını bildiriyordu.

Şefkat ve Merhameti

Yüce Allah Kur’an’da Peygamberimizin âlemlere rahmet olarak gönderildiğini bildirmektedir. Hz. Peygamber, inananlara çok şefkatli ve merhametli idi. Allah da onun hakkında “çok şefkatli ve merhametli” anlamına gelen “raûf ve rahîm” sıfatlarını kullanmıştır.

Hoşgörüsü ve İnsanların Kalbini Kazanması

Peygamber Efendimiz hoşgörü sahibiydi. Bunun doğal bir sonucu olarak insanları farklılıklarıyla kabul ederdi. Hoşlanmadığı bir şey, yüzünden anlaşılırdı. Bir kişide olumsuz bir durum görse onu düzeltirken şahsiyetini incitmemeye özen gösterirdi. Düzeltilmesi gereken davranışları, “içinizde şöyle şöyle yapanlar var, bunlardan vazgeçsinler” diyerek herkesi kapsayacak tarzda söylerdi. Böylece hiç kimse rahatsız edilmeden yanlışlıklar düzeltilmiş olurdu.

Azim ve Cesareti

Hz. Peygamber, yumuşak huylu ve hoşgörülü olduğu kadar azimli ve

cesurdu. Mekke döneminde İslâm’ın yayılmasını engellemek için akla gelmedik zorluklarla karşılaştı. Fakat o, bunlardan yılmadı, engelleri azim ve cesaretiyle aştı.

Duyarlılığı ve Duygulu Oluşu

Sevgili Peygamberimiz, çevresinde yaşadıklarından etkilenen duygulu bir kişiliğe sahipti. Güzel sesli birinin okuduğu Kur’an, Yüce Allah’ı zikir ve tefekkürle O’na huşu üzere ibadet, kimsesiz bir çocuğun sıkıntısı ve ölüm hâli onu hislendirirdi.

Doğruluğu ve Güvenilirliği

Peygamber Efendimiz, Müslümanı; insanların kendisine güvendiği, elinden ve dilinden diğerlerinin zarar görmediği kişi olarak tanımlar. Hz. Peygamber, doğup büyüdüğü Mekke çevresinde henüz peygamber olmadan önce doğru ve güvenilir anlamında “Emîn” olarak tanındı. Bir kısım Mekkeliler bu özelliği sebebiyle emanetlerini ona teslim ederlerdi.

Cömertliği

Kendisine bir hediye verildiği zaman daha değerlisiyle karşılık verirdi. Peygamber Efendimiz, cömert kişinin rızkının bereketleneceğini, cömertliğin yoksulluk sebebi olmayacağını söylerdi.

Vefakârlığı

Vefakârlık, Sevgili Peygamberimizin ruhunu süsleyen erdemlerden biriydi. Sözünde durur, vaadinden dönmezdi. İslâm’a hizmet edenleri hiçbir zaman unutmaz, arkadaşlarını ve aile dostlarını sık sık ziyaret eder, onlarla görüşürdü.

Çeşitli Toplum Kesimleriyle İlişkileri

Peygamber Efendimiz çocukları çok severdi, onların arasına katılır, selâmlaşır, onlarla konuşur ve şakalaşırdı. Bu sebeple çocuklar, bir yolculuğa çıkacağında onu uğurlar, dönüşünü de özlemle beklerlerdi. Hz. Peygamber şehit yetimi olan çocuklarla özellikle ilgilenilmesini istemiştir. Hz. Hamza’nın yetimi olan bir kız çocuğunun bakımının üstlenilmesi hususunda çok istekli olan Hz. Zeyd b. Harise’ye, Hz. Cafer ve Hz. Ali’ye duyarlı davrandıkları için çok teşekkür etmiştir. Resûl-i Ekrem, tüm toplum kesimleriyle ilişki kurmuş, herkesin yeteneğine uygun ilerleme yollarını açmış, hiç kimseyi ihmale ve ilgisizliğe terk etmemiştir.

Sosyal hayatı oluşturan kesimler arasında onun ilgi ve şefkatinden sadece çocuklar, gençler, yaşlılar ve hanımlar değil, yoksullar, muhtaçlar, işsizler, iş sahipleri, işçiler, hizmetçiler, öksüzler, şehit aile çocukları ve özürlüler de nasibini almıştır. O, toplumda her kesimle ilgilenmiş, insanlara moral, sevinç, ümit ve huzur veren projelerinden her kesimi yararlandırmıştır.

Sosyal Çevreye Önem Vermesi

Kur’ân-ı Kerim’de Müslümanların kardeş oldukları, birlikberaberlik içinde olmaları, birbirleri aleyhine dedikodu yapmamaları, iftira etmemeleri, ön yargılarla birbirlerini töhmet altında bırakmamaları, birbirlerinin hatalarını açıklayıp yaymamaları hatırlatılmaktadır.

Müslümanlar, birbirlerine kin tutmamalı, haset etmemeli, sırt çevirmemeli, ilgiyi kesmemelidirler. Din kardeşleri arasındaki ilişkilerde barış üzere olmak esastır; kin, haset, kovuculuk, gıybet gibi şeylere yer yoktur. Temel gaye; toplumun birliğinin, sosyal hayatın huzurunun ve barışının olmasıdır.

Peygamber Efendimiz, hicretten sonra Medine’de İslâm toplumunda barışı tesis için gayret göstermiştir. Bu amaçla ilk önce Müslümanlar arasında selâmlaşmayı yaygınlaştırmış, muhtaçlara yardımcı olmayı tavsiye etmiş, akraba ve komşularla ilgilenmek gereğini vurgulamış, bu hizmetlerin ibadetle olgunluk kazanacağına işaret etmiştir.

Fizikî Çevreye Duyarlılığı

Peygamber Efendimizin şefkat ve merhameti, sadece insanlarla sınırlı değildi. O, aynı zamanda fizikî çevrenin korunması ve yaşatılmasına da önem vermiştir. Bu anlamda Müslümanlarda sürekli çevre bilinci uyandırmayı hedeflemiştir.

Hayvan haklarının gözetilmesine işaret eden Peygamberimiz, çölde giderken susuz bir köpeğe su veren kişinin cenneti kazandığını, aç-susuz bırakılarak ölüme terk edilen bir kedi yüzünden de bunu yapanın cehennemlik olduğunu bildirmiştir.

Hz. Peygamber, çevre sağlığı için Müslümanlardan, evlerinin etrafını, sokakları, park-bahçe gibi dinlenme yerlerini temiz tutmalarını istemiştir. Peygamberimizin öğretilerine ve uygulamalarına göre Müslüman, çevre dostudur, ona asla zarar vermez.

Aile Hayatı

Hz. Peygamber, “En hayırlınız ailesi için hayırlı olandır. Bana gelince ben, aileme karşı en hayırlı olanınızım” buyurmuştur. Hanımlarına iyi davrananların en hayırlı kişiler olduğunu bildiren Hz. Peygamber, mü’minlerin iman bakımından en mükemmel ve ahlâkça en güzel olabilmelerini de aileleriyle sağlıklı ilişkilerine bağlamıştır.

Eşleri ve Ev Hayatı

Hz. Hatice, ölünceye kadar Peygamberimize içten bir sevgi duymuş, İslâm’a giren ilk mü’min olma şerefini kazanmış, çeşitli sıkıntılara karşı ona her zaman destek olmuştur. Peygamberimiz de onu çok sevip saymış, iyiliklerini hiç unutmamış, ölümünden sonra da onu sürekli rahmet ve minnetle anmış, kabrini ziyaret etmiş, geride kalan yakınları ve dostlarıyla ilgilenmiştir.

Hz. Peygamber, ailelerini vahyin ışığında eğitirdi, İslâmî konularda sürekli bilgilendirir, onların din ve ibadet hayatlarıyla yakından ilgilenirdi. Aile fertlerinin görüşüne önem verirdi. Hanımlarına nazik ve güleryüzlü davranırdı; selâm verir, hal hatır sorar, elini tutup yüzüne sevgi ile bakardı. Aile fertlerinin yakınlarıyla da ilgilenir, bunlardan ziyaretine gelenlere iltifat eder, hediyeler verirdi. Nitekim ev halkından saydığı Hz. Enes’in annesi, teyzesi, dayısı ve büyük annesiyle ilgilenirdi.

Çocukları

Peygamberimizin çocukları biri dışında Hz. Hatice’den doğmuştur. Tercih edilen görüşe göre bunlar Kâsım, Abdullah, Zeyneb, Rukıyye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma’dır. Oğlu İbrahim ise Mısırlı Mâriye’den dünyaya gelmiştir. Peygamberimiz, oğlu Kâsım sebebiyle “Ebü’l-Kâsım” unvanıyla anılmıştır. Kâsım, Abdullah ve İbrahim küçük yaşta vefat etmiştir. Peygamber Efendimiz, çocuklarını ve torunlarını çok sever, onların her biriyle ilgilenirdi. Çocuk ve torunlarının dünyaya gelişinde sevincini belli eder, doğum müjdesi getirenlere bahşiş ve Allah’a şükür için yoksullara sadaka verir, akika kurbanı keserdi.

Siyasi ve Askeri Kişiliği

Yönetimin Oluşumu

Hz. Peygamber, 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret edince henüz şehre girmeden Kubâ’da Müslümanların varlık ve bağımsızlığının sembolü olarak ilk mescidi bina etti. Benî Sâlim b. Avf yurdundan geçerken Ranuna vadisinin ortasına varıldığında Hz. Peygamber, Müslümanların birliğini temsilen ilk Cuma hutbesini okudu ve namazı kıldırdı. Hicretin tamamlanmasından sonra da muhâcirlerle ensar arasında kardeşliği kurmak suretiyle ilk Müslüman toplumu ve siyasî birliği oluşturmuş oldu.

Bu şekilde ortaya çıkan teşkilatlanmanın kaynağı, Kur’an ve onun uygulayıcısı durumunda olan Hz. Peygamber’di. Kurulmakta olan yönetimin amacı, yeryüzünde düzen ve huzurun, Hakk’a teslimiyet ve hukukun üstünlüğüyle adaletin sağlanması idi. Bunun için, sosyal hayatı ayakta tutacak tüm hukukî ve ahlâkî değerlerin korunması, iyiliğin yayılması, kötülüğün önlenmesi, danışma (müşâvere), sosyal adaletin gerçekleştirilmesi, devletlerarası ilişkilerin kurulması, din ve vicdan hürriyeti, ehliyet ve liyakate önem verilmesi yönetimin temel ilkeleri olmuştur.

Ekonomik Hayat

Hz. Peygamber, kişisel kazanca önem verirdi. Bu sebeple hicretten sonra Medine’de Müslümanlar için alışveriş merkezi kurarak çalışma hayatının temellerini attı; iş hayatı, işveren, işçi, esnaf, tüketici, hububat ve meyve üreticisi ve ticarî ortaklığa dair çeşitli düzenlemeler yaptı. Alışverişte güvenliğin sağlanması için denetçiler görevlendirdi, kendisi de denetlemeler yapardı.

Hz. Peygamber, zenginlerin dinî, sosyal, malî sorumluluklarının gereğini yerine getirmelerini isterdi. Darda kalan iyi niyetli borçluya mühlet verilmesini tavsiye eder, ribâ (faiz) ile borç alıp vermeyi kesinlikle yasaklardı. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’de ribâ kesin bir dille yasaklanmıştır.

Askerî Hayat

İslâm, insanların barış içinde yaşamalarını esas alır ve mü’minleri hep birden barışa davet eder. Temel hak ve özgürlükler engellendiği takdirde savaşa izin verilmiştir. Mekke döneminde müşriklerin baskısından bunalan Müslümanlar, peygamberimize gelerek onlara aynı şekilde karşılık vermek istemişler, ancak Peygamber Efendimiz savaşa izin verilmediğini bildirerek sabır tavsiyesinde bulunmuştur Hz. Peygamber, kumandanlarını savaş konusunda bilgi ve tecrübe sahibi kişilerden seçerdi. Savaşlarda görevli bayraktar ve sancaktarlar bulunurdu. Bunun dışında orduya katılan küçük askerî birliklerin kendilerine mahsus flâmaları olurdu.

Hz. Peygamber askerden, disiplin ve komutanlara itaat beklerdi. Bir savaşa karar vermeden önce düşman tarafına keşif kolları çıkarır, haber toplar ve ashâbı ile istişare ederek elde edilen istihbaratı değerlendirirdi. Savaşa karar verildikten sonra ashâbına, gazilik ve şehitliğin önemini anlatarak onları cesaretlendirirdi.

Resûl-i Ekrem, bir askerî sefere çıkarken kendisi gelinceye kadar Medine’de idarî hizmetlerin görülmesi için bir vekil tayin eder, yola çıkmadan önce şehir dışında ordusunu gözden geçirir, yorucu sefer şartlarını kaldıramayacak durumda olan yaşlıları ve çocukları ayırırdı.