Kelâm Eserleri

Kelâm Eserleri

Kelamın Teşekkül Dönemi Eserleri
Erken dönem İslam tarihinde bazı tartışmalar ve fikir ayrılıkları sebebiyle farklı inanç grupları oluşmuştur. Ancak bu durum II./VIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar
belli bir inanç düşüncesinde mezheplere ayrılma söz konusu olmamıştır.
Kelâmın teşekkül döneminin erken döneminde Mu‘tezile mezhebi bir düşünce ekolu olarak doğmuştur. Ancak itikadi meselelerin akla dayalı ele alınması Mu‘tezile ile sınırlı kalmamıştır. Hanefî fıkıh ekolünün kurucusu Ebû Hanîfe de (ö. 150/767) Sünnî kelâmın teşekkülünden çok daha erken bir dönemde sahabe devrindeki şartların değiştiğini gözlemlemiş, İslâm dünyasında çeşitli siyasî ve fikrî gelişmelerin ortaya çıkması dolayısıyla iman esaslarının belirlenmesi için akaid konularının incelenmesini zorunlu görmüştür. El-Fıkhü’l-ekber, el- Fıkhü’l-ebsat, el-Âlim ve’l-müteallim, er-Risâle ve el-
Vasiyye gibi akaide dair eserleri itikadî meselelerin incelenmesinde teknik ayrıntı ve tartışmalara fazla girilmeyen, fakat inanç esaslarının derli toplu bir dökümünü veren akaid risalesi tarzı eserlerin güzel örneklerindendir. Bu eserlerden el-Fıkhü’l-ekber Ehl-i sünnet inancını ilgilendiren hemen hemen tüm konuları içermektedir. Konular ayrıntılı biçimde tartışılmadığı gibi, delillere de yer verilmemiştir. Bu özellikleriyle el-Fıkhü’lekber, kelâmî usul ve üslubun erken dönem habercisi niteliğini gösteren bir eser diyebiliriz.

Mu‘tezile’nin Sistemleşme Dönemi Eserleri
Erken Dönem Mu‘tezile Eserleri
Ehl-i sünnet kelâmının teşekkülüne kadar olan dönemde Vâsıl ve Amr b. Ubeyd’den başka Bişr b. Mu’temir (ö. 210/825), Muammer b. Abbâd es-Sü- lemî (ö. 215/830),
Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf (ö. 235/849), Nazzâm (ö. 220- 230/835-844 arası) ve Câhiz (ö. 255/869) gibi isimler kelâm ilminin gelişimini sağlamış, fikrî mücadeleye öncülük etmişlerdir. Günümüze ulaşan bu döneme ait Mu‘tezilî eserlerin başlıcaları, Câhiz’in Kitâbü’ddelâ’il ve’l-i’tibâr, el-Osmâniyye ve er-Red ale’n-nasârâ ve’lyehûd’u ile Ebû Cafer el-İskâfî’nin (ö. 240/854) el-Mi’yâr ve’l-muvâzene’sidir. Fakat erken dönem Mu‘tezilîler’den, bunların dışında kalan isimlerin hiçbirinin bağımsız eseri günümüze ulaşmamıştır. Bu bahsedilen isimlerden yaklaşık yarım asır sonra vefat eden Ebü’l-Hüseyin el- Hayyât’ın (ö. 300/913 [?]) el-İntisâr isimli eseri de, yazarın günümüze ulaşan tek eseridir. Mu‘tezile’yi savunma amacıyla kaleme alınan bu eser, daha önceki
Mu‘tezilî görüşleri yine yetkin bir Mu‘tezilî’nin eliyle günümüze aktarması açısından önem taşımaktadır.

Sünnî Kelâmın Öncüleri ve Eserleri
Aynı dönemde, Sünnî kesimden İbn Küllâb el-Basrî (ö. 240/854), Hâris el-Muhâsibî (ö. 243/857) ve Ebü’l-Abbâs el-Kalânisî (ö. h. 4. asır başı) gibi şahıslar, Sünnî inanca yöneltilen itirazları cevaplamak düşüncesiyle kelâmı öğrenmişler, Selef mezhebinin inançlarını kelâm delilleriyle desteklemişlerdir. İbn Küllâb’ın, tamamını Mu‘tezile’yi red amacıyla yazdığı anlaşılan Kitâbü’s-sıfât, Kitâbü halki’l-ef’âl ve Kitâbü’r-red ale’l-Mu‘tezile isimli eserleri ile Kalânisî’nin yine Mu‘tezile’ye karşı yazdığı eserlerinin hiçbiri günümüze gelmemiştir. Muhâsibî ise özellikle Fehmü’l-Kur’ân, Mâhiyyetü’lakl ve Fasl min kitâbi’l-azame gibi eserlerinde kelâmî konulara değinmiş, Mu‘tezile başta olmak üzere Râfızî, Mürciî ve Hâricîler’i eleştirerek, Ehl-i sünnet akidesinin savunmasını yapmıştır.

Bu dönemin bir diğer önemli ismi Ahmed b. Hanbel’dir (ö. 241/855). O, itikadî meselelerin çözümlenmesinde aklın kullanımına, çağdaşlarına göre oldukça mesafeli
yaklaşmış, ancak zaman zaman kelâm metotlarını da kullanarak Ehl-i sünnet görüşlerinin savunmasını yapmıştır. er-Red ale’z-zenâdıka ve’l- Cehmiyye’si ise ilk dönem inanç yapısını ve selef akidesini yansıtması açısından önemlidir.

Ehl-i Sünnet Kelamının Doğuş Dönemi Eserleri
Hicrî IV. asır başlarında İmam Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî (ö. 324/935-36), Ehl-i sünnet kelâm ilminin öncüsü olarak ortaya çıkmıştır. Kırk yılını Mu‘tezilî olarak geçirdikten
sonra, Sünnî Hanbelî çizgisi hem devletin resmî görüşünü, hem de fikir sahasının hâkim unsurunu temsil etmektedir. Verdiği ilk eserlerde bu fikrî ve psikolojik ortamın
yansımalarını görmek mümkündür. El-İbâne an usûli’ddiyâne isimli eserinde Ahmed b. Hanbel’e bağlılığını ifade etmektedir. Mu‘tezile’den ayrıldıktan kısa süre sonra
yazdığı Risâle ilâ ehli’s-Seğr isimli eseri ise Selef’in üzerinde icmâ ettiği itikadî ilkeleri içeren, Demirkapı ahalisine hitaben yazıp gönderdiği bir risaledir.
Eş‘arî sonraki dönemde Ehl-i sünnet mensuplarının kelâma karşı tavırlarını tenkit ve yumuşatmaya yönelik bir çalışma olan ve Risâle fî istihsâni’l-havz fî ilmi’l-kelâm adıyla da bilinen el-Has ale’l-bahs’i kaleme almıştır. El- Lüma’ isimli eserinde akılla nakil arasında denge kurmaya çalışan kelâm metodunu tamamen benimsediği tek kaynak
niteliği taşır. Çeşitli kelâm meselelerinde İslâm fırkaları ile diğer akımların mensuplarının inanç ve görüşleri ise onun tarafından mezhepler tarihine dair yazdığı eser olan Makâlâtü’l-İslâmiyyîn’de ele alınmıştır.

Eş‘arî’nin temel itikadî/kelâmî meselelerin tamamına ilişkin kendine özgü görüşlerine, daha sonraki dönemde Eş‘arî kelâmcısı İbn Fûrek’in (ö.406/1015) derleyerek kaleme aldığı Mücerredü makâlâti’l-Eş‘arî isimli eserden ulaşmak mümkündür.
İmam Eş‘arî, Basra ve Bağdat’ta görüşlerini yayarken, Mâverâünnehir’de de Ebû Mansûr el-Mâtürîdî (ö. 333/944), Eş‘arîliğe paralel, fakat ona göre akılcılığa daha fazla önem veren bir akımın kurulmasını sağlamıştır. Mâtürîdî’nin başlıca kelâm eseri olan Kitâbü’t-tevhîd’in önemli bir özelliği, bilginin tanımı ve kaynakları gibi konular üzerinde durarak, “bilgi”yi bir teori olarak ele alan ilk eser olmasıdır. Kitâbü’t-tevhîd’in ele aldığı konularbeş
ana başlık altında incelenebilir:

1.bölüm: İlâhiyyât konuları ele alınır ve tevhid anlayışına aykırı görüş ve ekollerin eleştirisi yapılır.
2. bölüm: Peygamberlik konusu.
3. bölüm: Kazâ ve kader konusu.
4. ve 5. bölümler: Büyük günah, şefaat, iman gibi konular.
Mâtürîdî’nin bu eserinde imamet/hilafet konusuna ise yer verilmemiştir.

Mâtürîdî’nin bir diğer önemli eseri, Te’vîlâtü Ehli’s-sünne veya Te’vîlâtü’l- Mâtürîdiyye isimleriyle de bilinen fıkıh ve fıkıh usûlü ile birlikte kelâm alanında da önemli bilgiler içeren Te’vîlâtü’l-Kur’ân isimli tefsiridir.

İmam Mâtürîdî ile çağdaş olan Hakîm es-Semerkandî’nin (ö.342/953) de es-Sevâdü’l-a’zam eseri Mâtürîdîliğin başlangıç dönemi eserlerinin en önemli örneklerinden biridir.
Sünnî kelâmın doğuş döneminde Mu‘tezile, Ebû Ali el- Cübbâî (ö.303/916) ve oğlu Ebû Hâşim el-Cübbâî (ö. 321/933) ile Ebü’l-Kâsım el-Kâ’bî el-Belhî (ö. 319/931) tarafından temsil edilmektedir. Bunlardan ilk ikisinin hiçbir eseri günümüze gelmemiştir. Kâ’bî’nin elimize ulaşan yetkin eseri Kitâbü’l-makâlât ise mezhepler tarihine dairdir.

Bu dönemde Selef çizgisinde verilen eserlerin en önemlisi, Eş‘arî ve Mâtürîdî ile aynı yıllarda yaşayan Ebû Ca’fer et- Tahâvî’nin (ö. 321/933) el-Akîdetü’t-Tahâviyye’sidir.
Hanbelî düşüncenin önemli temsilcilerinden Hasan b.Ali el-Berbehârî (ö. 329/940-41), Şerhu Kitâbi’s-Sünne’sinde bid’atların reddedilmesi ve Kur’ân ile Sünnet’e dönülmesi
esaslarını ısrarla savunmuş, kelâm yöntemini benimseyen hiçbir yönelimi tasvip etmemiştir. Hanbelî âlimi İbn Batta el-Ukberî de (ö. 387/997) el-İbânetü’l-kübrâ ve elİbânetü’ssuğrâ isimli iki eserinde kelâmcıların felsefî meselelerle ilgilenip bunları dinî esaslar hâline getirdikleri, ihtilaf ve çelişkiye düştükleri, bu sebeple dinde problem çıkardıkları iddiasında bulunmuştur. Mezhebin ilk şekliyle teşekkülü oldukça erken döneme uzanmakla birlikte, Şîa’ya ait ilk eserlerin ortaya çıkışı da Ehl-i sünnet’in doğuş dönemiyle olmuştur. Ancak bu ilk örneklerden günümüze ulaşanlar, kelâm konularını
sistemli biçimde ele almaktan ziyade büyük ölçüde Şiî grupları ve görüşlerini anlatan eserlerdir.

Müteahhirin Dönemi Eserleri
Müteahhirîn kelâm döneminin ilk önemli ismi olan Gazzâlî’nin (ö. 505/1111) bir kısım eserleri karşıt görüşlere savunma niteliğindedir. Makâsıdü’lfelâsife’de İslâm felsefecilerinin görüşlerini tarafsız biçimde ortaya koyduktan sonra, Tehâfütü’l-felâsife’sinde bu görüşlerin kapsamlı eleştirisine yer verir. Yaşadığı dönemde hem
dinî hem de siyasî açıdan ciddi bir tehdit unsuru hâline gelen Bâtınîler’e karşı yazdığı Fedâihu’l-Bâtıniyye de reddiye türü eserlerin örneklerindendir. Ehl-i sünnet
düşüncesinin de ortaya konulması gerektiği kanaatindedir ve bu sebeple kelâm ilmine dair özgün eserler de ortaya koymuştur.
Gazzâlî’nin kelâmî görüşlerini derli toplu biçimde veren el-İktisâd dört ayrı bölümden oluşmuştur. Giriş kısmında kelâmın İslâmî ilimlerarasındaki yeri, önemi ve gerekliliği, kelâm ilmiyle ilgilenmenin farz-ı kifâye oluşu ve konuların işlenişinde takip edilen metotlardan olmuştur. Mâtürîdî kelâmında müteahhirîn dönemi Ebü’l-Muîn en-
Nesefî (ö.508/1115) ile başlar. Onun başlıca kelâm eseri olan Tebsıratü’l-edille fîusûli’d-dîn, Mâtürîdî’nin Kitâbü’t-tevhîd’indeki karmaşık ve muğlak üsluptan  kaynaklanan zorlukları aşmakta temel kaynak konumundadır. Nesefî’nin kelâma dair diğer eserleri,
Tebsıra’nın özeti mahiyetindeki et-Temhîd fî usûli’d-dîn ile muhtasar bir eser olan Bahru’lkelâm’dır.
Müteahhirîn kelâmı dönemine gelindiğinde Mu‘tezile artık
bir ekol olarak etkinliğini sürdürmemektedir. Bu dönemde
Mu‘tezile’nin önemli bir ismi olan İbnü’l-Melâhimî’nin
(ö. 532/1137-38) başlıca kelâm eseri olan el-Mu’temed fî
usûli’d-dîn’den ancak belli kısımlar günümüze
ulaşabilmiştir. Mu‘tezile’nin son temsilcilerinden olan
Zemahşerî’nin (ö. 538/1144) kelâma dair eseri el-Minhâc
fî usûli’d-dîn’dir. el-Keşşâf isimli tefsiri de Mu‘tezilî
fikirleri yansıtır.
Dönemin Hanbelî düşüncesini temsil eden ismi Ebü’l-
Ferec İbnü’l-Cevzî’dir (ö. 597/1201). Def’u şübheti’tteşbîh
isimli eseri, çeşitli kelâm konularını ele alır.

Felsefîleşmiş Kelâm Dönemi Eserleri
Gazzâlî’nin başlattığı ve felsefî konulara kelâm ilminde daha çok yer verme, hem üslup hem de terminoloji açısından kelâmın felsefeleşmesi diye ifade edilebilecek yaklaşım, kendisinden sonra gelen Şehristânî (ö. 548/1153) tarafından devam ettirilmiştir. Onun
Nihâyetü’l-ikdâm fî ilmi’l-kelâm’ı klasik Sünnî kelâmın hemen bütün konularını Eş‘arî bakış açısı ile ele almakla birlikte, pek çok felsefî meseleye ve delile de yer
verilmiştir. Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) tam anlamıyla felsefî kelâmı başlatan isim olarak kabul edilir. Onun en hacimli kelâm eseri olan el-Metâlibü’l-âliye ve bunun muhtasar şekli kabul edilebilecek el-Muhassal, felsefî konuların kelâm çerçevesine dâhil edilmesinin önemli örneklerini teşkil eder.
Kâdî Beyzâvî (ö. 685/1236) kelâm ile felsefeyi biri diğerinden ayırt edilemeyecek derecede birleştiren isim olarak görülür. Öte yandan o, kelâma dair başlıca eseri Tavâliu’l-envâr’da daima kelâmcıların görüşlerini savunur, felsefeyi daha ziyade kelâmî meselelerin
açıklanmasında bir vasıta olarak görür. Dönemin Mâtürîdî ekolü temsilcilerinin en önde geleni Nureddîn es- Sâbûnî’dir (ö. 580/1184). Zamanının en hacimli kelâm eseri olan el-Kifâye fi’l-hidâye’yi kalem almıştır. Aynı zamanda Mâtürîdî ekolünün sistemleşmesinde önemli rol oynamıştır.
Seyfeddîn el-Âmidî (ö. 631/1233) eserlerindeki içerik ve metot açısından Râzî’nin takipçisidir. Ancak onda felsefî yaklaşım daha ileri bir boyuta taşınmıştır. Ebkâru’l-efkâr
isimli eseri Eş‘arî kelâmının en hacimli kaynaklarından biridir ve kelâm ile felsefenin birleştirildiği dönemin ilk örneklerindendir. Bu eserde ele aldığı konularda kendisinden önce ortaya konulan hemen hemen tüm görüşlere yer vermiş, bunları değerlendirmiş ve eleştiriye tâbi tutmuştur.
Kelâmın gittikçe felsefîleştiği bu dönemde, Selef çizgisinde ve kelâmî düşünceye muhalif eserler de verilmeye devam etmektedir. Bu tarz eser veren isimlerden birisi, Muvaffakuddîn İbn Kudâme el- Makdisî’dir (ö. 620/1223). Zemmü’t-te’vîl ve Tahrîmü’nnazar fî kütübi ehli’l-kelâm eserinde belli itikadî meseleleri Hanbelî bakış açısıyla yorumlamış, ayrıca kelâmcıları tenkit etmiştir.
Şerhçilik dönemine yaklaşıldığında Hanbelî akidesinin en önemli temsilcisi Takiyyüddîn İbn Teymiyye (ö. 728/1328), kendisinden önce daha ziyade akılcı kelâmî yaklaşımların reddi çerçevesinde seyreden Selefî düşünceyi sistemleştiren isim olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Şîa’nın en önemli temsilcisi, astronomi, metafizik, felsefe gibi alanlarda yetkin eserler veren Nasîruddîn et-Tûsî’dir (ö. 672/1274). Kelâm alanında önemli eserleri Tecrîdü’l-akâid ve Kavâidü’l-akâid’dir.

Şerh ve Haşiyecilik Dönemi Eserleri
Bu dönem Hicrî VIII. asır ortalarından başlayıp, XIX. asrın ikinci yarısına kadar devam eder. Bu dönemde felsefe ile mezcedilmiş kelâm döneminde olduğu kadar sistemli ve hacimli eserler meydana getirilmemiş, daha çok önceki eserler üzerinde çalışılmıştır. Bu dönemin önde gelen ilk temsilcilerinden birisi Adudüddîn el-Îcî’dir (ö.756/1355). Onun el-Mevâkıf fî ilmi’l-kelâm adlı eseri, felsefî konu ve açıklama biçimlerine yoğun biçimde yer vermesi yönüyle dönemin özelliklerini yansıtır.

Kelâm alanında şerh türü eserlerin en yaygın ve bilinen örneklerinden birisi, Sadeddîn Mesud b. Ömer et- Teftâzânî’nin (ö. 792/1390) Şerhu’l-Akâid’idir. Ömer en- Nesefî’nin yukarıda zikredilen el-Akîde isimli küçük risalesinin şerhi olan bu eser, Eş‘arî bir müellifin Mâtürîdî bir eser üzerine yazdığı şerh olması açısından dikkat çekicidir.
İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey’in (ö. 863/1459) en önemli kelâm eseri el-Kasîdetü’n-nûniyye’dir. Manzum bir akaid risalesi olan bu eserde, akaid konuları ve
bunların dayandığı delillerin her biri bir veya birkaç beyitte ele alınmıştır. Fatih Sultan Mehmed devri âlimlerinden Hayâlî Ahmed Efendi’nin (ö.875/1470) kelâma dair eserlerinin tamamı şerh ve haşiye tarzındadır ve dönemin eser verme geleneğini tam anlamıyla yansıtır.

Hocazâde Muslihuddîn Mustafa’nın (ö. 893/1488) en önemli eseri, Gazzâlî’de olduğu gibi felsefecilerin görüşlerini eleştirdiği, fakat onun eserinden daha objektif görünen Tehâfütü’l-felâsife’sidir. Ali el-Kârî’nin (ö. 1014/1605) Minehu’r-ravzi’l-ezher fî
şerhi’l-Fıkhi’lekber adıyla Ebû Hanîfe’nin el-Fıkhü’lekber isimli akaid risalesine yazmış olduğu şerh, fıkh-ı ekber şerhleri arasında en çok yaygınlık kazananı olmuştur.

Kemâleddîn el-Beyâzî veya Beyâzîzâde Ahmed Efendi de (ö. 1098/1687) Ebû Hanîfe’nin beş akaid risalesindeki görüşlerini kelâm kitaplarının tertibine göre bir araya getirerek el-Usûlü’l-münîfe li’l-İmâm Ebî Hanîfe adlı eserini oluşturmuştur. Bu döneme ait bir başka eser, Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’ye nispet edilen ve kelâmî konuların bir özetini sunan Risâle fi’l-akâid veya diğer adıyla el-Akîdetü’l-Mâtürîdiyye’nin, Eş‘arî müellif Tâceddîn es-Sübkî (ö. 771/1370) tarafından yapılan şerhi es-Seyfü’l-meşhûr fî şerhi Akîdeti Ebî
Mansûr’dur. Bu dönemde Hanbelî düşüncenin en önemli ismi İbn Teymiyye’nin takipçisi İbn Kayyim el-Cevziyye’dir (ö. 751/1350). Onun el-Kasîdetü’n-nûniyye’si yaklaşık 3000 beyitten oluşan akaide dair manzum bir eserdir. Selef akidesinin halk arasında yayılması amacıyla yazılmış olsa da, belli noktalarda muhalif görüşlere bir savunma özelliği
taşır. Şerh ve derlemecilik döneminin en klasik örneklerinden Şerhu’l-Makâsıd ve Şerhu’l-Mevâkıf’ın birbirinin hemen hemen aynı olan içeriğe sahiptir ve altı bölümden
oluşmaktadır.

Yeni Kelam İlmi Dönemi Eserleri
Yeni kelâm ilmi eserlerinde, klasik kelâm kaynaklarına göre kısa, sade ve anlaşılır olması bazı özellikler ön plana çıkar. O dönemde Müslümanlar arasında ayrışma ve
tartışmalara sebep olacak hususlardan ısrarla kaçınılması gerektiğine dair yerleşik bir anlayış da söz konusudur. Yeni kelâm ilmi döneminde klasik kelâmdaki teferruat olarak görülen tartışmaların bir yana bırakılmasının etkisiyle, kelâmın içeriğinde daralma olmuştur. Bu dönemde kelâmcıların dini bir bütün olarak değerlendirme ve her yönüyle müdafaasını yapma düşüncelerinin sonucu olarak, insan hakları, kadın hakları gibi konular ve doğrudan bir inanç konusu olmasa da ibadetler konusunda yöneltilen eleştirilere verilen cevaplar kelâm eserlerinde yer almaya başlamıştır. Yeni kelâm ilmi döneminin erken dönem temsilcilerinden birisi Abdüllatif Harpûtî’dir (1842-1914). O, başlıca kelâm eseri olan Tenkîhu’lkelâm fî akâidi ehli’l-İslâm’da, klasik kelâm kitaplarının tertibini takip etmekle birlikte, yer yer yeni bir bakış açısıyla değerlendirmelerde bulunur.
Harpûtî gibi bir Osmanlı âlimi olan Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’nin (1865-1914) Üss-i İslâm: Hakâik-i İslâmiyye’ye Müstenid Yeni Akâid isimli eseri, İslâm inanç
ilkelerinin bir özeti niteliğindedir.

Dönemin belki de en önemli ismi olan İzmirli İsmail Hakkı (1869-1946), kelâma dair en önemli eseri olan Yeni İlm-i Kelâm’ın giriş ve ilâhiyyât bahislerine dair olan ilk
kısmını tamamlamış, nübüvvet meselesine ilişkin ikinci kısmını ise telife muvaffak olamamıştır. Kitabın telifinde bir yandan gelenek ile irtibatını muhafaza ederken, diğer
yandan da zamanının gereklerini göz önünde bulundurarak yeni tasarruflarda bulunmuştur. Osmanlı’nın son dönemi devlet adamlarından Giritli Sırrı
Paşa’nın (1844-1895) Nakdü’l-kelâm fî akâidi’l-İslâm isimli eseri, İzmirli’nin Yeni İlm-i Kelâm’ıyla birlikte, son dönemde klasik kelâm konularını kapsayan geleneğe bağlı
eserlerin bir örneğidir. Yeni dönem kelâm düşüncesinin Mısır’daki temsilcisi
Muhammed Abduh (1849-1905), Selefî düşünceye daha yakın durmasıyla çağdaşlarından ayrılır. O, en önemli eseri olan Risâletü’t-tevhîd’in giriş kısmında, o dönemde
alışılageldiği üzere, geçmiş kelâm kitaplarının yapı ve muhteva itibariyle kendi çağına ve muhataplarına uygun olmadığını ifade eder.
Aynı dönemde Hint alt-kıtasında Mevlânâ Şiblî Nu’mânî’nin (1857-1914) Urduca kaleme aldığı eseri el- Kelâm yazmıştır. Klasik kelâm eserlerindeki bazı felsefî bahisleri dışarıda bırakması, özellikle ulûhiyet ve peygamberliğe dair konular üzerinde ayrıntılı biçimde
durması ve bazı sosyal içerikli meseleleri İslâm’a yöneltilen eleştirileri cevaplama amacıyla kapsamına alması gibi yönleriyle dönemin kelâm eserlerinin metot ve
içerik özelliklerini gözler önüne serer. Dört bölümden oluşur ve içeriğinde; akıl ve din, Allah’ın varlığı, nübüvvet, akaid, din ve dünyanın birlikteliği gibi konular yer almaktadır.