Tarif, İsim ve Kapsam

Tarif, İsim ve Kapsam

Giriş
İtikad (inanç) ve amelî (pratik) olmak üzere İslâm dininin konu ve muhtevasını oluşturan iki temel alan vardır. Dinin üçüncü esasını teşkil eden ahlâk ise bu iki unsurun hakiki
anlamda gerçekleştirilmesiyle ortaya çıkar.
Din, özü itibariyle itikat, iman dediğimiz teorik alt yapıya dayalı ve daima onun  yönlendirdiği inanç ve pratik bütünlüğün adıdır.
Dinin inanç alanıyla ilgili hüküm ve delilleri kaynaklarından, yani Kur’an ve Sünnet’ten elde eden ilme kelâm, amelî alanıyla ilgili hükümleri bilmeyi sağlayan ilme de fıkıh denilmiştir.

Kelâm İlminin Tarifi
Kelâm kelimesi lügatte; bir fikri, bir manâyı tam olarak anlatan söz, lafız, konuşma, nutuk, ibare anlamlarına gelir. Bu çerçevede ilâhi söz ve emirler de aynı kelimeyle ifade
edilir. Nitekim Kur’an’ın bir ismi olarak söylenen kelâmullah ifadesinin anlamı; Allah’ın sözü, O’nun konuşması, insanlığa hitabesi demektir.
Kelâm ilminin konusu İslâm dininin inanç alanıdır. Dini anlamda iman; Kur’an’ın iki kapağı arasında var olan muhtevanın tamamına inanmaktır. Kelâm ilmi; Allah’ın
zatından, sıfatlarından; peygamberliğe ait meselelerden; dünya ve ahiret (mebde ve meâd) bakımından yaratılmışların hallerinden İslâm ilke ve esaslarına göre
bahseden ilimdir diye tarif edilmiştir.
Kelâm ilmi, başta Allah’ın zatı ve sıfatları olmak üzere bütün varlıkların nasıl var olduklarını, varlıklarının mahiyetini, varlıklarını nasıl devam ettirdiklerini ve varlıklarının bir sonunun olup olmadığını ve nasıl yok olacaklarını inceleyen bir ilimdir.

Kelâm ilmini “Allah’ın mutlak varlığı ve birliğiyle O’nun varlık âlemiyle ilişkisinden bahseden ilimdir” diye tarif etmek mümkündür. Bu tariften hareketle, kelâm ilminin
varlık âlemiyle ilgilenen fizik, kimya, biyoloji, astronomi ve benzeri ilimlerden metot itibariyle ayrıldığını anlarız. Şöyle ki; bu ilimler varlık âlemiyle ilgilenirken onları
başlangıç (yaratılış) ve sonuçları itibariyle ele almazlar. Bu yaklaşım iki ilmin konuları itibariyle benzerlik ve ayrılıklarını belirtmekten ibarettir. Kaldı ki kelâm ilmi bu
ilimlerin elde ettikleri sonuç ve verilerden oldukça istifade eder ve o alana asla ilgisiz kalmaz. Kelâm ilmi konuları ele alırken “İslâmî ilke ve esaslara göre” hareket eder ve böyle bir metodu kullanır. Kelâm ilmi ile felsefe konu itibariyle benzer şeylerden
bahsederler. Ancak bu iki düşünüş tarzı “İslâm ilke ve esaslarına göre bahsetmek” hususunda birbirlerinden metot itibariyle zaman zaman ayrılırlar. Kelam ilminin esas aldığı bu metotta akıl ile vahiy arasında bir öncelik ve sonralık belirlemekten ziyade her iki gerçekliğin insan ve varlık âlemindeki yerini ve rolünü vurgulamak ve doğru tespit etmek söz konusudur.

Unutmamak gerekir ki başlangıçta vahyin doğruluğunu anlayarak onu kabul ve tasdik eden akıldır. Yani akıl, vahyin kabulünün kaynağıdır. Onun içindir ki din, aklı
olmayanı muhatap almaz, onu sorumlu tutmaz.
İslâm dininin muhteva ve prensiplerinde selîm akılla çatışan ve çelişen hiçbir şey yoktur. Şayet uyuşmayan şeylerin var olduğu iddia edilirse burada bir dini anlama ve yorumlama sorunu vardır. Aklın ve ilmin tek başına bilgisini elde edemeyeceği şeyler ve gerçeklikler de vardır. İşte din, vahiy yoluyla ve peygamberler aracılığıyla aklın cevap bulamadığı soruları insana öğreterek, akla yardımcı olmuş, akıl da onların doğruluklarını kabul etmiştir. Şu halde akılla vahiy ya da bilimle din birbirlerinin rakipleri değil, tam aksine birbirlerinin yol arkadaşı ve yardımcılarıdırlar.
Kelâm metodu genel olarak din (vahiy) ile aklı bir arada tutmayı temel aldığından, her ne kadar aklî delillere dayanmış olsa da sonuçta bu delillerin doğruluğuna dair dinden bir şahidin bulunmasına önem verir. Gayesine göre kelâm ilmi, aklî ve naklî delillere dayanarak İslâm inançları ile ilgili ortaya çıkabilecek şüpheleri ortadan kaldırmaya ve anılan inanç ilkelerini açıklamaya ve ispat etmeye çalışan bir ilimdir.
Kelâm ilminin Kur’an ve Sünnet’te yer alan İslâm inanç esaslarıyla ilgili olmak üzere iki temel görevi ve gayesi vardır. Kelâm ilmi öncelikle vahiy ile sabit dinî inançları ortaya koyar, onları araştırır, onlar üzerinde düşünür ve akıl yürütür. Sonra bu alanda ortaya çıkabilecek şüphe ve tereddütlerle ona yöneltilebilecek eleştirileri vahyin ışığında aklî delillerle cevaplandırmaya çalışır. Din, dünya hayatına indirilmiş gerçekliğin adıdır. İşte kelâm ilmi sağlam bir itikat oluşturmaya çalışırken inanan insana hem dünya hem de âhiret gerçekliğini anlatmaya çalışır.

Kelâmın Faydası ve Gayesi
1. Kelâm ilmi sayesinde insan, aklî ve naklî delillerle desteklenmiş bir imanla taklitten
tahkîke, gerçek ve sağlam bir inanca ulaşır.
2. Kelâm ilmi sayesinde elde edilen sağlam inanç bilgisi ve imanıyla insan, İslâm inançlarına ters düşen sapık akım ve cereyanlardan, her çeşit hurafe ve batıl inançlardan kurtulur.
3. Kelâm ilmi doğru yolu arayanlara rehberlik ederken, hakkı, hakikati kabule yanaşmayan, ona karşı itirazlarda bulunan, şüpheler ortaya atanlara bunlardan kurtulmaları hususunda yardımcı olur.
4. Kelâm ilmi, gerek diğer din mensupları tarafından ortaya atılan kasıtlı şüphe ve itirazları, gerekse samimi olmalarına rağmen kimi şüpheleri olan insanlarca ileri sürülen tereddütleri ve itirazları göğüsleyerek İslâm inancını sarsıntıya uğramaktan korur.
5. Kelâm ilmi, diğer dini ilimler için bir temel oluşturur. Diğer dini ilimler kelâm ilmine istinat eder.

6. Kelâm ilminin en önemli faydalarından birisi de yaratıcı olarak Allah’a ve O’nun yaratmış olduğu tüm evrene, mahlûkata karşı görev ve sorumluluklarını bilen, bunun bilincinde olan bir imana sahip insanı yetiştirmek, bu insanlardan müteşekkil bir cemiyet inşa etmek ve böylece amelî (pratik) hayatta insanı mutlu kılmaktır.

Kelâmın Konusu
Kelâm ilminin ele aldığı konular; doğrudan doğruya dinî akideleri oluşturan mesâil (ana konular) ve makâsıd (amaçlar) başlıklarında incelenir. Ana kelâm kaynakları inanç konularını ilâhiyât, nübüvvât ve semiyyât olmak üzere üç temel esas (usûl-i selâse) başlığı altında ele almıştır.

İlâhiyât; Allah’ın varlığı, birliği, sıfatları ve fiilleri, yani yaratıp var etmesi ve tüm varlık âlemiyle ilişkisi konu edinilir.
Nübüvvât başlığı altında, vahiy ve vahyi getiren melek ile tüm meleklere iman ve vahyin toplanıp yazıldığı Kitap (Kur’an) ile tüm ilâhî kitaplara iman incelenir.
Semiyyât konusunda ise melek, cin, şeytan gibi görünmeyen varlıkların yanında bu dünya hayatının geçiciliği, kıyamet ve ahiret hayatı konuları işlenir. Ana mesele olan itikadın anlaşılmasına ve açılımına aracı olan, onları ispat etmede ve delil göstermede kolaylık
sağlayan adına vesâil denilen, yani ana konuları anlamaya vesile ve yardımcı olan konular ele alınır. İslâm düşünce tarihi ve bilimdeki gelişmeye bağlı olarak vesâil konuları değişiklik ve gelişme göstermiştir. Felsefenin İslâm dünyasına girmesinin ardından kelâm
ilmi de tabiî ve kaçınılmaz olarak aklî izahlara yer vermeye başlamıştır. Ancak kelâm ilmi, varlıktan sadece aklî veriler ışığında bahsetmez, aksine akılla beraber varlık hakkında vahyin söylediklerine de kulak verir, onları önemle dikkate alır. Zira vahyin kaynağı olan Allah, varlığın da yaratıcısıdır.

Sonraki dönemlerde ise adına müteahhirîn denilen ve Gazzâlî ile başlayan kelâmcılar asrında mantık ilminin d dâhil edilmesiyle, zihin dışında var olmadığı halde, dinî
esaslarla uzak ya da yakın bir ilişkisi bulunmak şartıyla beşer tarafından bilinebilen her şey kelâm ilminin konusu haline gelmiştir.
Tek söz ve yetki sahibi, dini vaz eden Allah olduğundan başlangıçtan günümüze kadar temel meseleler, yani inanç konuları daima aynı kalmış ve değişmemiştir. Vesâil (vesileler) ise çağın kültürü, bilim anlayışı ve fikir hareketlerine bağlı olarak tabii şekilde gelişmiş ve değişmiştir.
Kısaca denilebilir ki kelâm ilmi, konu olarak dini inançları uzaktan yakından ilgilendiren bütün meseleleri içine alır. İslâm dininde Allah bilgisi her işin başıdır. Allah kavramı ve inancı olmadan din, dolayısıyla İslâm dini olmaz.

Dolayısıyla, kelâm ilmi her şeyden önce varlık meselesini, yani Allah’ın varlığı ve birliğini konu ve maksat edinir. Mâturîdiye ve Mu‘tezile gibi önemli kelâm ekolleri, “Acaba akıl mı, nakil mi daha önemlidir?” sorusuna cevap olarak; vahiy ulaşmasa bile insanın aklıyla Allah’ın varlığını bilmesi gerektiğini, aksi takdirde sorumlu tutulacağını belirtirler.

Kelâm ilminde; Allah’ın varlığı ve birliği anlaşıldıktan sonra sıfatlar meselesi, bilgi meselesi, iman meselesi, peygamberlik ve hususları (vahiy, kitap, mucize vs.) ile
kader ve kaza konuları işlenir. Kısaca, kelâm ilminin konusu, yeni gelişmeleri de ihtiva
etmeli, onların dışında kalmamalıdır. Müslüman düşünür, sosyal ilimler ve evrendeki tüm gelişmeleri takip ederek onlardan istifade etmeli, böylece daha inandırıcı ve
etkileyici çözümlere ulaşmalıdır.

Kelâmın Yeri ve Önemi
Kelâm ilmi, bir taraftan İslâm’ın inanç esaslarını belirleyip onları izah ederken, diğer taraftan dışarıdan gelebilecek yıkıcı ve bâtıl inanç sistemlerine karşı gerçek İslâmî inanç,
prensip ve kaideleri savunmak konumundadır. Kelâm ilmi, var olan her şeyi (mevcûd) içine alan tüm bilgileri ele alması bakımından konusu itibariyle en geniş ve en genel bir ilimdir. Öte yandan bu ilim, diğer dinî ilimlerin esas ve dayanağı konumundadır. Çünkü onun ana konusu olan inanç esasları sahih ve sağlam bir şekilde ortaya konmadan bunlar üzerine inşa edilebilecek bir fıkıh, bir tefsir, bir hadis ve benzeri ilimlerden bahis olunamaz. Büyük İslâm bilgini Gazzâlî’ye (ö. 505/1111) göre ilim tasnifi aşağıdaki gibidir.

I. Aklî ilimler: Riyazi ve mantık ilimleri, tabii ilimler, metafiziktir.
II. Dinî ilimler
a. Küllî ilim: Kelam
b. Fer’î ilim: Fıkıh, hadis, tefsirdir.

Büyük İslâm bilginlerinden Adudiddîn el-Îcî (ö. 756/1355) ile Sadüddîn et-Taftazânî (ö. 793/1390) kelâmın en önemli, en üstün ilim (eşrefu’l-ulûm) olduğuna işaret etmektedirler.
Gazzâlî, kelâm ilminin avama değil, havâssa ait entelektüel bir bilgi olduğunu söyler. Ona göre kelâm ilmi, inanç alanında ortaya çıkacak hastalık ve problemler için bir ilaç konumundadır. Kelâm ilmini farz-ı kifayelerin en kuvvetlisi gören bazı âlimler, dinî alanla ilgili bir şüphe olup da bu şüphenin çözülmesinin kelâm ilmine bağlı olması durumunda bu ilmin farz-ı ayn olduğunu söylemişlerdir. İbn Asâkir’in (ö. 571/1176) belirttiği üzere, kelâm ilminin zor bir ilim olması nedeniyle onunla ilgilenmek, o sahada söz sahibi olmak zordur.

Kelâmın İsimleri
Kelâm ilmi, tarihi süreç içerisinde çeşitli safhalar geçirmiş ve farklı isimlerle anılmıştır.
el-Fıkhu’l-ekber: Ebû Hanîfe fıkhı; “Kişinin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir” şeklinde tarif eder. Ebû Hanîfe akla önem veren bir âlimdir. Akâid alanında
yazdığı el-Fıkhu’l-ekber (en büyük fıkıh) ile diğer akide risaleleri selef metodundan kelâm yöntemine geçiş özelliği taşıyan bir özelliğe sahiptirler.

Akâid: Akâid ilmi iman esaslarını konu edinen ilmin adıdır. İslâm akâidini oluşturan esaslar şüphesiz ki Kur’an ve Hadîsler ile belirlenmiştir. Yani kişilerin akîde esası belirleme yetkisi yoktur.

Tevhîd ve Sıfatlar İlmi: Bu isim kelâm ilmine konusu itibariyle verilmiştir. Çünkü Allah’ın sıfatları ve tevhîd bu ilmin en önemli, en meşhur ve en şerefli konusudur. İslâm
tevhîd dinidir. Birlik ve tevhîd, bu dini diğerlerinden ayıran en temel özelliktir.

Bir ıstılah olarak tevhîd; mutlak manâda Allah’ın birolduğunu bilmek, O’ndan başka ilâh bulunmadığına, zât, sıfat ve fiillerinde eşi, benzeri ve dengi olmadığına inanmaktır. Amelî bakımdan ise ibadeti sadece Allah’a has kılmak demektir. Onun birliğini sayı yönünden
anlamak Onu gerçek manâda ifade edemez. O, bütün birlerin kendisine muhtaç olduğu sayı üstü birdir.
Konusu sadece Allah’ın sıfatları olmak üzere yazılmış eserlere örnek olmak üzere İbn Huzeyme (v. 311/923)’nin Kitâbu’t-tevhîd ve İsbâtu sıfâtı’r-rab isimli eserini zikredebiliriz.

Usûlü’d-dîn: Dinin aslını, esasını oluşturan, dinin amel, ahlâk gibi diğer unsurlarının kendisi üzerine bina edildiği temel, yani imana, itikada taalluk eden konulardır. İnanç konularıyla ilgili hükümlere “ahkâm-ı asliyye”, bundan bahseden ilme de Usûlü’d-dîn denilmiştir. Çünkü iman hakîkati dinin temelidir.

Nazar ve İstidlal İlmi: Eşya hakkında düşünme ve bu yolla, henüz bilgisine ulaşılamamış şeylerin bilgisine ulaşmak amacıyla zihinde önceden var olan bilgileri düzenlemek, bir araya getirmek ve böylece bir sonuca ulaşmak çabasına denir. Kelâm ilmi, ele aldığı
problemlerin çözümünde metot itibariyle tefekkürü, düşünmeyi ve akıl yürütmeyi esas aldığı için bu isimle adlandırılmıştır.

Kelâm İlmi: Bu ilmin en çok ve yaygın olarak kullanılan ismi kelâmdır. Bunun nedenleri arasında aşağıdaki maddeler sayılabilir.
1. İslâm düşüncesinin ilk asrında Allah’ın sıfatları meselesi anlaşılmaya çalışılırken bu çerçevede üzerinde en çok tartışma yapılan sıfat kelâm sıfatı olmuştur.

2. Naklî ve aklî delillerle dayandığından, kalbe en fazla tesir yapan ilim budur. Bundan dolayı yaralamak manasına gelen kelm kökünden türetilen kelâm sözü verilmiştir.

3. Dinin aslı olan itikadî meselelerin hakikatini araştırırken insana kelâm, yani söz söyleme, konuşma gücü verir.

4. Öğrenilmesi ve öğretilmesi gereken bilgiler ilk defa sözle öğretilir ve öğrenilir. Dinî düşüncede, hakkında ilk önce söz edilmesi, yani konuşulması gereken ilim ise elbette itikad ilmidir.

5. Bu ilmin konuların dindeki yeri ve önemine,binâen, onlar hakkında insanın aklına çok çeşitli sualler geldiğinden dolayı karşılıklı, çok ve dikkatli konuşmayı, yani kelâmı gerektirir.

6. Bu ilimde kullanılan naklî ve aklî delillerin kuvvetinden dolayı, diğer ilimlere nazaran “artık kelâm dediğin işte budur, diğerleri değil” anlamında, diğer sözleri kesip bitiren söz olduğu için kelâm ismi verilmiştir.

7. Kelâm ifadesi, hakkında başlık atılmaya, söz söylenmeye en layık konu itikattır, vurgusunu çağrıştırmak üzere, husûsen inançla ilgilenen ilme ad olarak verilmiştir.

8. Müslüman düşünürler, itikadî konularda Selef’in aksine daha çok konuşmaya ve tartışmaya başlayınca bu ilme söz söyleme, sözü gerekli kılan ilim anlamında kelâm ilmi denildi.

Ancak, bu ilme kelâm adının verilişinin en önemli ve etkili nedenini, Kur’an’ın, kelâmullah yani, Allah’ın sözü,O’nun kelâmı olduğu gerçeğinde aramak daha doğru olur.

Kelâm ve Diğer İlimler
Kelâm ve Diğer İslâmî İlimler: Din, iman ve amelden, yani pratik hayatta gerçekleştirdiğimiz eylemlerden müteşekkildir. Dinin inanç alanıyla ilgilenen ilim dalı ise
kelâm olduğu için o, amelî hayatla doğrudan ilgilenen fıkıh başta olmak üzere tefsir ve hadis gibi diğer tüm islâmî ilimlerin temelini oluşturur.

Kelâm ve Felsefe: Kelâm ilmi ile felsefe, konuları itibariyle sıkı bir münasebet içinde olmakla birlikte metotları itibariyle farklılık arz ederler. Felsefe, meselelere çözüm bulmaya çalışırken sadece akla dayanır. Hâlbuki kelâm ilmi, akla dayandığı gibi nakli yani vahiy yoluyla bize ulaştırılmış olan ilahî bilgiyi de önemli bir bilgi kaynağı olarak kabul eder. Bir başka açıdan, kelâm ilminin İslâm’ın inanç esaslarını ortaya koymak ve onların müdafaasını yapmak gibi bir gayesi vardır. Felsefenin ise böyle bir gayesi olmadığı gibi vahyî bilgi de onun için delil teşkil etmez.
Kelâm ve felsefe her ne kadar aynı konuları tahlil etseler de metotları farklı iki ayrı ilim dalı olduğundan, onları olumlu-olumsuz, doğru-yanlış gibi ölçütlerle birbirleriyle mukayese etmek doğru olmaz.

Din, aklın önünü açar, onun elinden tutar ve onu hiç görmediği ve bilmediği bu alana götürür, ondan haberdar eder, onun bilgisini verir. Ama bundan sonra onun yorumunu ve anlaşılmasını yine akla bırakır. Şu halde başlangıçta önemli olan, insanın iki yöntemden hangisini benimseyeceği ve dini kabul ederek artı bir değere, ilave bir bilgi kaynağına sahip olmayı isteyip istemediğidir.

Kelâm ve Tabiat İlimleri: Her iki ilim türünün de varlığı ve onun özelliklerini konu edinmelerinden dolayı ilişkilidir. Varlığı konu edinmeleri açısından bu ilimler
arasında konu birliği olmakla birlikte, kelâm ilminin varlık perspektifi daha geniştir. Çünkü tabiat bilimleri (fizik, kimya, biyoloji, astronomi, matematik vb.) varlığı yalnız bu dünyadaki durumuyla ele alır. Halbuki kelâm ilmi varlığı ele alırken ilk ve mutlak varlık olan ve diğer varlıkları da yaratan Allah’ın zâtını konu edindiği gibi, duyulur alemin dışında kalan gâib alanla doğrudan ilgili bir bilim dalıdır. Öte yandan tabiat ilimleri daha çok gözlem ve deneyle sonuca ulaşır. Kelâm ilmi ise tüm varlık ve olayların sebep
ve nedenlerini sorar, araştırır. Zira inanç alanı ve metafizik alan deney kapsamına girmez, deneye konu edilemezler. İşte işin bu yönü kelâmın konusudur.
Tabiat bilimlerinin inceleme konusu olan evren ve varlık tamamıyla Allah’ın mülkü ve yarattığıdır. Allah’ı tanımanın yolu ise eserlerini tanımaktan geçer.

Kelâm ve Sosyal-Beşerî İlimler: Akâide dair meselelerin kaynağı ilahî ise de onların üzerinde gerçekleştiği ve bu meseleleri konu edinen insanın bizzat kendisidir. İtikat ve
inanç insanın bilincinde ve toplumun vicdanında yaşar. Bu bakımdan inanç konuları aynı zamanda insanî ve toplumsal konulardır.