İslâm Hukukunun Kaynakları

İslam hukuku yaygın bir bölümleme ile usûl-i fıkıh ve fürû-i fıkıh şeklinde iki ana disipline ayrılmaktadır. İslam kültüründe en fazla eser verilen alanların başında fürû-i fıkıh gelir.

İSLAM HUKUKUNUN SİSTEMATİĞİ

Fıkıh kitaplarının ele aldığı konu ve bölümler genel bir sınıflama ile üç alana ayrılır. Bunlar:

1. İBADAT:

İbâdât, ibâdet kelimesinin çoğulu olup “ibadetler” demektir. Bütün fıkıh kitapları ibâdât ana bölümü altındaki konularla başlar ve genellikle ilk olarak temizlik bölümü (kitâbu’t-tahâre) incelenir. Bundan sonra dört temel ibadet olan namaz, zekât, oruc ve hac, her biri müstakil bir başlıkta (kitâbu’s-salât, kitâbu’z-zekât, kitâbu’s-savm, kitâbu’l-hacc) tüm detaylarıyla ele alınır. Bu dört temel ibadetin dışında ibadât ana başlığı altında değerlendirilen bölümler de vardır.
Bu bölümleri ve kısaca içeriklerini şöylece belirtebiliriz:

  • Kitâbu’l-eymân: Yeminler bölümü;
  • Kitâbu’z-zebâih: Şer’î yöntemlerle hayvan kesimi;
  • Kitâbu’l-udhiye: kurban bölümü;
  • Kitâbu’s-sayd: av ve avcılık bölümü;
  • Kitâbu’l-eşribe ve’l-et’ıme: İçilmesi ve yenilmesi helal ya da haram olan şeyler bölümü;
  • Kitâbu’l-hazr ve’l-ibâha: bazen Kitâbu’l-kerâhiyye ve’l-istihsân adıyla da geçen bu başlık, çoğunlukla yukarıdaki bölümlerde ele alınmayan helal veya haram olan şeyleri ele alır.

2. MUAMELAT:

Muâmelât kavramının alanı fıkhın İbadetler ve ukûbât alanı dışındaki tüm konularıdır denilebilir. İslam hukuk ile modern hukuk konularının karşılaştırılması açısından modern hukukun hangi temel kollara ayrıldığını ele almakta yarar vardır.Modern hukuk özel hukuk ve kamu hukuku olarak iki ana kola ayrılır.

A) Kamu hukuku şu dallara ayrılır:

1. Anayasa hukuku,      2. İdare Hukuku,                        3. Ceza Hukuku ve Ceza Yargılama Hukuku,
4. Mâlî Hukuk,              5. Devletler Umumi Hukuku,    6. İş Hukuku.

B )Özel hukuk ise şu dallara ayrılır:

1. Medeni Hukuk

Medeni hukuk da kendi içinde beş temel branş içerir.

  1. Şahsın hukuku,
  2. Eşya hukuku,
  3. Borçlar hukuku,
  4. Aile hukuku,
  5. Miras hukuku.

2. Ticaret Hukuku

3. Devletlerarası Özel Hukuk,

4. Fikri hukuk

 

Hanefi hukukçular başta olmak üzere İslam hukukçuları muâmelât teriminin kapsamına giren konuları belirli başlıklar altında toplamışlardır.

Muâmelât alanının bu temel başlıkları orijinal ifadeleriyle şunlardır:

  1. Münâkehât.
  2. Malî muâmelât: Konusu doğrudan mal olan akitler.
  3.  Muhâsemât.
  4. Terikât.

Münâkehât terimi muâmelât konularının temel başlıklarından ilki olup zaman zaman Münâkehât ve Müfârakât olarak da ifade edilir. Münâkehât terimi daha çok aile müessesesinin kuruluş sözleşmesi olan nikâh akdini ve bu akitle kurulan aile kurumunu; Müfârakât kısmı ise evliliğin sona ermesiyle ilgili konuları ifade eder. Fıkıh kitaplarındaki Kitâbu’n-nikâh (nikâh/evlilik akdi bölümü), Kitâbu’t-talâk (boşama bölümü) ve Kitâbu’r- radâ (süt emme ve süt emme sebebiyle doğan evlilik engeli bölümü) bu başlık altında yer alan bölümlerdir. Muâmelât alanının diğer başlığı olan Terikât, Türkçeye tereke olarak geçen terike kelimesinin çoğuludur. Bu başlık günümüzdeki miras hukuku branşı ile ortak ve benzer konuları inceler. Fıkıh kitaplarındaki Kitâbu’l- vesâyâ (vasiyetler bölümü) ile Kitâbu’l-ferâiz (mirascılar ve hisseleri bölümü) bu başlığa dahildir.

Muhâsemât başlığı ise, kelime anlamı olarak mahkemede davacı ve hasım olma anlamı taşımakta olup yargılama hukuku konularından oluşur.
Fıkıh kitaplarında Muhâsemat konu başlığı altına dahil edebileceğimiz bölümlerin bazıları şunlardır:

  • Kitâbu edebi’l-kâdî (hakimlerin takip edeceği yargılama usûlü bölümü),
  • Kitâbu’ş-şehâdât (şahitlikler bölümü)
  • Kitâbu’l-vekâle (Vekalet bölümü ve özellikle “davaya vekalet” bâbı),
  • Kitâbu’d-da’vâ (dava bölümü),
  • Kitâbu’l- ikrâr (ikrar/itiraf bölümü),
  • Kitâbu’s-sulh (sulh bölümü).

 

Klasik fürû kitaplarında da ağırlıklı olarak şahsın hukuku konularını inceleyen bölümler vardır. Bunlara örnek olarak şu bölümler verilebilir:

  • Kitâbu’l-hacr (bir kişinin sözlü tasarruflarını kısıtlama bölümü),
  • Kitâbu’l- mefkud (kendisinden haber alınamayan kaybolmuş kişi bölümü),
  • Kitâbu’l- me’zûn (tasarruflar kısıtlanmış kişilere akit yapma hakkının verilmesi veya hacr altına alınmış kişinin hacrini kaldırma bölümü),
  • Kitâbu’l-itâk (köle azat etme bölümü),
  • Kitâbu’l-mukâteb (köleyle yapılan özgürlük sözleşmesi bölümü),
  • Kitâbu’l-ikrâh (bir kimseyi korkutarak rızası olmaksızın bir tasarrufta bunmaya zorlamak/ikrah bölümü),
  • Kitâbu’l-hünsâ (çift cinsiyetli kişi bölümü),
  • Kitâbu’l-vakf (vakıf bölümü. Vakıf, İslam hukukunda tüzel kişilik kavramına en yakın kurumlardan biri olduğu için şahsın
    hukuku bölümünde değerlendirilebilir.)

 

Eşya hukuku ile alakalı bölümler de vardır:

  • Kitâbu’ş-şüf’a (Şüf’a/önalım hakkı bölümü);
  • Kitâbu’l-kısmet (ortak malların taksimi bölümü),
  • Kitâbu ihyâi’l-mevât (çorak /ölü arazilerin tarıma ve kullanıma açılması bölümü),
  • Kitâbu’r-rehn (rehin bölümü) ve kısmen
  • Kitâbu’ş-şerike (ortaklık bölümü).

 

Muâmelât alanı literatürde zaman zaman, Münâkehât-mufârakât konuları ile Malî muâmelât (malvarlığı konuları) şeklinde iki temel başlığa indirgenmektedir. Ahval-i şahsiye doğum, ölüm, ehliyet, velayet, evlenme, boşanma, nesep ve miras gibi daha çok kişilerin doğrudan şahsıyla ilgili hukuki hükümleri ele almaktadır. Mâlî muâmelât ilişkileri ise, muâmelât ana çatısı altında, Eşya ve Borçlar hukuku alanında ele alınan ve adına malvarlığı hukuku diyebileceğimiz ikinci bir temel alanı oluşturmaktadır.

3. UKÛBÂT:

Ukûbât kelimesi, ceza anlamına gelen ukûbe kelimesinin çoğuludur. Bu alanı ifade için bazen ‘caydırıcı cezalar’ anlamına gelen “mezâcir” kelimesi de kullanılır.Bu alana giren başlıca bölümler şunlardır:

  • Kitâbu’l-Cinayât (öldürme ya da yaralama/müessir fiiller bölümü). Kısas konusu genellikle bu bölümde ele alınır.
  • Kitâbu’l-hudûd (had cezaları bölümü),
  • zina suçu ve cezası (haddu’z-zinâ),
  • namusa iftira suçu ve cezası (haddu’l-kazf);
  • hırsızlık suçu ve cezası bölümü (haddu’s-serika),
  • dinden dönme suçu ve cezası (haddu’r-ridde) gibi alt bölümlerden oluşur.
  • Kitâbu’l-meâkil (âkile sistemi bölümü).

Ukûbât konuları arasında işlenen Kitâbu’s-siyer (Kitâbu’l-cihâd) bölümü de bazı kaynaklarda devlete karşı işlenmiş isyan suçları ile devletlerarası ilişkileri de içermektedir.

Allah Hakkı-Kul Hakkı Ayrımı ve Sistematikle İlgisi: Hukukun konusu olan haklar ve bu hakları doğuran hükümlerle ilgili İslam hukukunda en yaygın ayırım hakların “Allah hakkı” ve “kul hakkı” şeklindeki ayırımdır. Ayrıca bir de her iki hak türünü birlikte içeren karma haklar vardır. Ortaya şöyle dörtlü bir hükümler/haklar tablosu çıkar:
1. Hâlis kul hakları (başkasının malının haramlığı hükmünün doğurduğu mülkiyet hakkı gibi),
2. Halis Allah hakları (Zina, hırsızlık vb. yasaklar ve bunlara verilen cezaların doğurduğu nesebin karışmaması sonucu gibi),
3. İki türün birleşmekle birlikte Allah hakkının ağır bastığı haklar (namusa iftira cezası),
4. İkisinin birleştiği ve kul hakkının ağır bastığı haklar (Kısas cezası).

Furû Eserlerinin Hukuk Yazım Dili: Fürû fıkıh kitaplarında fıkhın geneline şamil olan meseleci metodun dışına çıkılarak konuların soyut yöntemdekine belirli oranda benzer şekilde sistemleştirildiği Kâsânî’ye ait Bedâiu’s-sanâi adlı eser, kendisine
özellikle atıfta bulunmayı hak etmektedir. Kâsânî, “kitâb” denilen bölümler açısından geleneksel sistemi takip etmekle birlikte her bölümü kendi oluşturduğu bir şekilde başlıklar ve alt başlıklar şeklinde incelemiş, her konuya başlarken adeta
konunun içindekiler kısmını sunmuştur.

İSLAM HUKUKUNUN LİTERATÜRÜ

İslam hukuk alanına giren literatür türlerini aşağıdaki şekilde ele alabiliriz.

Fürû-i fıkıh türü. En çok eser yazılan literatür türü olan fürû türü, doğrudan mezheplere ait fıkhi hükümlerin derlendiği kitaplardır. Fürû alanında ilk kapsamlı temel eserin de yine Hanefi mezhebi kurucularından İmam Muhammed’e ait olduğunu söylememiz mümkündür. İmam Muhammed Hanefi mezhebinin fıkhi birikimini Kitâbu’l-asl ya da el-Mebsut adıyla bilinen hacimli eserinde ortaya koymuştur.
Yukarıda bahsedilen Kitâbu’l-asl ve Bedâiu’s-sanâi’ dışında Hanefi mezhebindeki en meşhur fürû kitaplarından bazıları şunlardır: Serahsî’nin el-Mebsût’u; Merğînânî’nin Bidâyetü’l-mübtedî üzerine yazdığı kısa şerhi el- Hidaye, Hidaye’nin şerhi İbnu’l-Hümâm’ın Fethu’l-kadîr adlı eseri, İbn Abidin’in Reddü’l-muhtar adlı şerhi.

Şafii mezhebinin en meşhur eserlerinden bazıları şunlardır: İmam Şafiî’nin el-Ümm adlı eseri, Şirâzî’nin metin kitâbı el- Mühezzeb’i, Nevevî’nin el-Minhâc adlı muhtasar metni ve bu metin üzerin yapılmış pek çok şerhten biri olan Hatib Şirbinî’nin Muğni’l-muhtâc’ı.

Bu türün en önemli temsilcileri arasında İbn Kudame’nin el-Muğnî’si; İbn Rüşd’ün öncekine göre daha kısa olan Bidayetü’l- müctehid’i sayılabilir.

Usûl-i fıkıh türü: Fıkhın fürû alanı, ferdi/cüzi meselelerin müçtehit hukukçular tarafından ortaya konulan hükümlerini gösterme amacı taşımaktaydı. Usûl ilmi ise meseleleri hükme bağlayan müçtehidin şer’î kaynakları anlama ve onlardan kendi içtihadıyla hüküm çıkarırken takip etmesi gereken metodu inceleme amacı taşır. Usûl alanında yazılan günümüze ulaşan ilk eserin imam Şafiî’nin er- Risale’si olduğu genellikle kabul edilir.

Usûl-i fıkıh türünün ele aldığı dört temel konu olduğu söylenebilir. Bunlar, hüküm, hükümlerin delilleri, hüküm çıkarma yöntemleri ve hükmü çıkaran müçtehit ile ilgili bölümlerdir. Fürû alanındaki görüşleri temellendirmek ve desteklemek gayesinin baskın olduğu bir usûl anlayışıdır. Bu eserlere örnek olarak Debûsî’nin Takvîmu’l-edille adlı eseriyle, Serahsî’nin el-Usûl adlı eseri verilebilir. Fıkhın fürû kısmına önem vermeksizin meseleleri teorik ve genel kurallarla ele alır. Özellikle Mutezilenin ve Şafii mezhebinin usûlü bu yöntemle oluşturulmuştur. Bu yöntemle yazılan kitaplara örnek olarak Ebu’l-Hüseyin el-Basrî’nin el-Mutemed’i ve Gazali’nin el-Müstesfâ’sı gösterilebilir.
Her iki yöntemin baskın vasıflarını birleştiren bir türden daha bahsedilebilir ki buna karma (memzuc) usûl yöntemi denir. İbnu’s-Sââtî’nin Bedîu’n-nizâm, Sadruşşeriâ’nın Tenkihu’l-usûl adlı usûl eserlerinin bu yöntemle yazıldığı söylenebilir.

Fetva kitapları türü: Şafiî fakîhler Takıyyüddin es-Sübkî’nin el-Fetâva’sı ile ibn Hacer el-Heytemî’nin el-Fetâva’l-kübrâ’sı bu özellikleri taşıyan soru cevap tarzlı fetva kitaplarının iki önemli örneğidir. Özellikle Osmanlı’da Ebu’s-suûd’un, Fetâvâ-yı Ebüssuûd adlı eseri ile Fetâva-yı Ali Efendi gibi birçok fetva kitâbı oldukça meşhur olmuş ve kendilerine sıklıkla
başvurulmuştur. Fetva kitapları genellikle fürû kitaplarıyla aynı sistematiğe sahiptir.
Fetvalarda birliği temin etmeyi amaçlayan, Resmü’l-müftî, Edebü’l-müftî adlı isimlerle yazılan eserleri de dahil etmek mümkündür. Nevazil eserleri de fetva türü içerisinde değerlendirilebilir. Ebu’l-Leys es- Semerkandî’nin Kitâbu’n-nevazil adlı eseri bu türün
önemli ve ilk örneklerindendir.

Ahkam-ı sultaniye türü: Klasik fürû kitapları, özel hukukun alanına giren konuları geniş ve kapsamlı bir şekilde ele almasına rağmen, yukarıda işaret ettiğimiz üzere günümüzde kamu hukuku alanına giren konuları aynı kuşatıcılıkla ele almaz.Füru
kitaplarının ortaya çıkışından nispeten sonraki bir dönemde gelişen bu türe ait en önemli ve ilk eserlere örnek olarak, Şafii hukukçu Maverdî ve Hanbeli hukukçu Ebû Ya’la el-Ferrâ’nın el-Ahkamu’s-Sultâniyye adlı kitapları gösterilebilir. El-Cüveynî’nin
Gıyâsü’l-ümem ve İbn Teymiyye’nin es-Siyasetü’ş- şer’iyye adlı eserleri de bunlardandır.

Harâc-Emval Türü. Bu türü devletin mali düzeni, gelirleri ve vergilerinin incelendiği fıkıh eserleri oluşturur. Bu konular mâli hukuk ya da kamu mâlîyesi alanına dahil edilebilir. Bu türe giren eserlerden bir kısmı el-Harac; diğer bir kısmı ise el-Emval adını taşımakta olup, bu iki isim altındaki eserlerin muhtevaları birbirine çok yakındır. Ebu Yusuf ve Yahya b. Adem’in Kitâbu’l-harac adlı eserleri ile, Ebu Ubeyd Kasım b. Sellâm’ın Kitâbu’l-emval’i bu türün önemli örneklerindendir.

Kavaid türü. İslam hukukçuları kavâid kitapları türünü geliştirerek, fürû eserlerindeki zaman zaman katı olarak uygulanan meseleci metodun dışına çıkabilme imkânı bulmuşlardır. Kavaid literatürü, fürû’dan ayrı bir tür olarak özellikle dördüncü yüzyılda mezheplerin kurumsal olarak teşekküllerini tamamlamaları ile müstakil bir tür olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Kavaid literatürünün gelişimine etki eden önemli bir
faktörün de özellikle Gazalî ile Aristo mantığının ve bu mantık içindeki tümel kavramlarla düşünme yönteminin İslami ilimlere adeta resmi olarak girmesi olduğu söylenebilir.
Bu tür altında değerlendirdiğimiz eserlerden bir kısmı doğrudan el-Kavaîd (fıkhi kâideler, prensipler) adını taşır. Mesela Hanbeli hukukçu İbn Receb’in el-Kavaîd adlı kitâbı bu türün önemli örneklerindendir. Kavaid türü altında değerlendirebileceğimiz diğer bir eser grubu el-Eşbah ve’n-nezâir (birbirine benzeyen meseleler) adıyla yazılmıştır. Şafiî
hukukçu İbnu’l-Vekil’in el-Eşbah ve’n-nezâir isimli kitâbı bu alanın bilinen ilk örneği ve modelidir. Başka bir Şafii hukukçu Tâceddin es-Sübkî’nin ve Hanefi hukukçu İbn Nüceym’in aynı adı taşıyan eserleri de bu türün önemli örneklerindendir. Özellikle İbn Nüceym’in eseri Hanefilerin bu alanda bu isimle yazdığı ilk kitap sayılmaktadır.
Kavaid türü altına sokabileceğimiz başka bir alt tür de el-Furûk adıyla yazılan eserlerdir.
Bu alandaki eserlerde şeklen birbirine benzeyen ancak hükümleri farklı olan fıkhi meseleler ele alınır. Kavaid türü içine dahil edebileceğimiz başka bir alt tür de Tahricu’l-fürû ale’l-usûl adıyla yazılan eserlerdir.

Hilâf ve hilafiyât türü. Fıkıh mezhepleri arasındaki görüş farklılıklarını, bu farklılıkların dayanaklarını ele alan, bir mezhebin görüşünü savunup, karşı görüşü çürütmeye çalışan fıkıh edebiyatı türüdür. İlm-i hilaf içinde değerlendirebileceğimiz ancak
yukarıdaki tanımıyla ilm- i hilaftan biraz farklı bir alan da Hilafiyât ya da İhtilâfu’l-fukaha denilen alandır. İbn Rüşd’ün Bidayetü’l-müçtehid ve Şa’rânî’nin el-Mîzânu’l-Kubrâ gibi adlı eserleri gibi, fıkhı, mezhepler arası mukayeseli olarak ele alınan eserleri bir anlamda hilafiyat türü içinde görebiliriz. Bunun dışında müstakil bir müçtehit olan İbn Cerir et Taberî’nin İhtilafu’l- fukahâ; Hanefi alim Tahavî’nin ve Şafii alim Mervezî’nin İhtilâfu’l-ulema adlı eserleri burada zikredilebilir.

Fıkıh Tarihi Türü: Bunlar arasında ilk olarak Tabakâtu’l-fukâha adıyla bilinen, İslam hukukçularının hayatlarını ve ilmi faaliyetlerini, tarihi perspektifi esas alarak inceleyen eserleri sayabiliriz. Teracim adı verilen ve mezhep imamları ve bilginlerinin hayatlarını (tercüme-i hallerini) içeren eserler de Tabakat eserleri ile hemen hemen aynı özellikleri taşır. Çoğu defa mezhep imamları için yazılan menakıb kitapları da bu türe ilave edilebilir.
Modern dönemde İslam hukuk Tarihi (Târîhu’t-teşrî) kitapları ile genel tarih ve coğrafya kaynakları da fıkıh tarihi açısından önemli kaynaklardır.

Edebü’l-kâdi türü. Bu alan, hâkim (kadı), mahkeme, davacı ve davalı taraflar, deliller, yargılama prosedürü ve adliye teşkilatıyla ilgili konuların ele alındığı özel bir türdür. Hanefî hukukçu Hassaf’ın Edebü’l-kâdi’si; et-Trablusî’nin Muînu’l- hükkâm’ı ve Şafiî hukukçu Mâverdî’nin Edebü’l-kâdî’si;Mâlikî fakîh İbn Ferhun’un Tebsiratu’l- hukkâm’ı. Ebebü’l-kâdî türü içinde bir alt tür olarak görebileceğimiz önemli bir alan da Sicil ve Şurut eserleridir. Bu tür siciller, özellikle Şeriye Sicilleri denilen kayıtlar, hukuki hayat, hukuk tarihi ve İslam hukukunun pratikte uygulanmasıyla ilgili değerli bilgiler ihtiva eder.
Şurut ilmi ise mahkeme süreciyle ilgili kayıtlar, noterlik ve kanun önünde geçerli olup gerektiğinde mahkemelerde delil olarak kullanılacak tarzda resmi-hukuki belge düzenleme esaslarının tespitini konu edinir. Hanefi alim Tahavî’nin eş-Şurûtu’l-kebîr’i bu türün önemli örneklerindendir.

Ahkâm ayetleri ve ahkam hadisleri türü. Fıkhın temel hüküm kaynakları, Kur’an-ı Kerim ve hadislerdir. Hanefi alim Tahavî ve Cessas ile, Mâlikî alim Ebu Bekir İbnu’l-Arabî’nin Ahkâmu’l- kur’an adlı eserleri bu alanın önemli örneklerindendir.
İbn Hacer el-Askalânî’nin Buluğu’l-merâm’ı ile Şevkânî’nin Neylü’l-evtâr’ı bunlardandır.
Yukarıdaki türlerin dışında İslam hukuku alanına dahil edebileceğimiz başka bazı alt türler daha ortaya çıkmıştır. Feraiz eserleri; miras hukuku konularını müstakil olarak işler.
Risale’ler; İslam hukukçularının belirli bir konunun hükmünü incelemek için yazdıkları monografiler.
Örfi hukuku kanunlaştıran kanunnameler ile Mecelle-i Ahkam-ı Adliye ve Hukuk- i Aile Kararnamesi gibi fıkıh alanındaki kanunlar ve bunlara yazılan şerhler de İslam hukuk literatürü içinde yer alan eser grupları olarak görülebilir.

İSLAM HUKUKUNUN GENEL PRENSİPLERİ

Beş küllî kâide şunlardır.
1. Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.
2. Şek ile yakin zail olmaz: Bu kaidenin anlamı şudur: Meydana geldiği, var olduğu kesin olarak bilinen bir durumun, sonradan ortaya çıkan bir şüphe ve tereddüt sebebiyle ortadan kalktığına hükmedilmez. Aynı şekilde bir şeyin mevcut olmadığı kesin olarak biliniyorsa, aksine delil olmadıkça salt tereddüt (şek) ile o şeyin var olduğuna hükmedilmez. Maddede geçen şek; bir şeyin var olup olmadığı noktasında aklın tereddüt etmesi ve iki şıktan birine karar verememesidir. Bu genel küllî kâideye bağlı birçok kaide vardır. Bunlardan bazıları aşağıda kısaca açıklanmıştır.

  • Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır.
  • Berâet-i zimmet asıldır.
  • Sıfat-ı ârızada aslolan ademdir. Normal şartlarda mevcut olmayıp sonradan ortaya çıkan vasıf ve durumlarda asıl kabul edilen bu şeyin olmadığıdır.
  • Bir zamanda sâbit olan şeyin, hilâfına delil olmadıkça bekâsıyla hükmolunur.

 

3. Meşakkat teysiri celbeder. Zorluk ve zahmet kolaylaştırma sebebidir.

  • Bir iş dîk oldukta müttesi’ olur. Yani, bir işte meşakkat ve darlık görülürse, kolaylaştırıcı, rahatlatıcı hükümler getirilir.
  • Zaruretler memnû’ olan şeyleri mübah kılar
  • Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur
  • Bir özür için caiz olan şey, o özrün zevaliyle batıl olur
  • Iztırar gayrin hakkını iptal etmez. Zaruret (ıztırar) hali kişinin bazı uhrevi ve hukuki sorumluluklarını kaldırsa da başkasına ait kul haklarını düşürmez.
  • Hacet umumi olsun hususi olsun zaruret menzilesine tenzil olunur. Tüm toplumu ilgilendirenlere umumi hacet; toplumun belirli kesimlerini ilgilendirenlere ise hususi hacet denmiştir.

 

4. Âdet muhakkemdir. Nâsın istimali bir hücettir ki onunla amel vacib olur. Yani insanların yerleşiklik ve devamlılık kazanmış uygulamaları ve teamülleri demek olan âdet hukuki hükümlere kaynaklık eden bir delildir. Âdetin hakem olması yani hükme
kaynaklık etmesinin bazı şartları vardır. Bunlardan ilki örf ve âdetin dinin daha kuvvetli kesin delillerine aykırı olmamasıdır. İkinci bir şart ise bir uygulamanın gerçek
anlamda örf ve adet haline gelmiş olmasıdır. Aşağıdaki küllî kâideler de âdetin hakem olacağı konusuyla ilgilili

  • Örfen ma’ruf olan şey şart kılınmış gibidir.
  • Örf ile tayin nass ile tayin gibidir
  • Beynettüccar ma’ruf olan şey beyinlerinde meşrut gibidir

 

5. Zarar ve Mukabele Bi’z-Zarar Yoktur: Bir kişinin başka bir kişiye zarar vermesi ya da kendisine verilen bir zarara aynı şekilde zararla karşılık vermesi yasaktır. Bir kişinin başka birinin hakkını çiğnemeye, onun malına, canına vb. zarar vermeye hakkı yoktur.
Külli kaidenin zararla mukabele olmadığını bildiren ikinci kısmı, bir kişinin kendisine verilen bir zarara yine aynı şekilde zararla karşılık vermesinin de yasak olduğunu ifade eder. Bir zarar kendi misli ile izale olunmaz. Bu küllî kâidenin kapsamına giren pek çok hüküm olduğu gibi aşağıdaki küllî kâideler de bu kaideye dâhildir.

  • Zarar izale olunur. Zararın belirli prensipler çerçevesinde ortadan kaldırılması gerekir.
  • Zarar bi kaderil imkân def’ olunur. Yani zarar imkan dahilinde ortadan kaldırılır.
  • Zarar-ı âmmı def için zarar-ı has ihtiyar olunur. Toplumun geneline zarar verilmesini önlemek için uygun yol olarak görülüyorsa belirli kişilere zarar verilmesi yolu tutulur.
  • Zarar-ı eşedd zararı ehaff ile izale olunur. Daha şiddetli bir zararı ortadan kaldırmak için hafif olan zarar tercih edilir.